Hekim Haber.com , Güncel Sağlık Haberleri...
Haber Sağlık , Hekim Haberleri, Dünyadan Sağlık Haberleri
Persembe, 14.12.2017, 04:30am (GMT)
  Anasayfa
  SSS
  RSS
  Linkler
  Harita
  Iletisim
 
'E-Aile Hekimliği' uygulaması geliyor ; Başbakan: Devlet hastanesindeki uzman doktorların önü açılacak ; Aile hekimlerinin maaşı ne kadar? ; Aile hekimliği ile ilgili merak edilenler ; Doktorun çilesini bir de "babası"ndan dinleyin
::| Arama:       [Gelismis Arama]
 
Kategoriler  
  HABER SAĞLIK
  Tıp Doktorları
  Eczacılar
  Diş Hekimleri
  SAĞLIK ÇALIŞANLARI
  SAĞLIK BAKANLIĞI
 » Atamalar ve Kuralar
 » Haberler ve Duyurular
 » Personel Duyuruları
  GÜNCEL
 » Gündem
 » Sektörden
 » Araştırmalar
 » Basından
  Veteriner Hekimler
  EĞİTİM
 » Tıpta Uzmanlık Sınavı
 » Yan Dal Uzmanlık Sınavı
 » Yabancı Dil Sınavı
 » Diğer Sınavlar
  SAĞLIK HABERLERİ
  İLAÇ SANAYİ
  SAĞLIK MAVZUATI
  CNN Türk Sağlık
  Hürriyet Sağlık
  Sabah Sağlık
  Zaman Sağlık
  Mynet Sağlık
  ODALAR VE BİRLİKLER
 » Türk Tabipler Birliği
 » Türk Eczacıları Birliği
 » Türk Diş Hekimleri Birliği
 » Türk Sağlık-Sen
  KÖŞE YAZILARI
 » Hekim Haber Yazarları
 » Tıp Sitelerinden Yazarlar
 » Sağlık Sitelerinden Yazarlar
  ETKİNLİKLER
 » Yurt içi Kongreler ve Seminerler
 » Yurt Dışı Kongreler ve Seminerler
  VİDEO HABER
 » Hekim Haber Videoları
 » Sağlık Videoları
  DÜNYADAN SAĞLIK HABERLERİ
 » WHO Haberleri
  Yahoo Health News
  ABC Health News
  Reuters Health News
  MedicineNet Daily Health and Medical News
  TIME Health News
  Newsweek Health News
  ::| Haber Listesi
Ad Soyad:
Email:
 
 
 
Zaman Sağlık
 
Her ağrı bel fıtığı, her fıtık ameliyatlık değil
Pazar, 05.01.2014, 11:50pm
Dayanılmaz ağrılar veren bel fıtığı, sosyal hayatı da olumsuz etkiliyor. Genellikle ameliyata yönlendirilen hastalar, sonrasında büyük sağlık riskleriyle karşı karşıya kalıyor. Fizyoterapist Erkan Mirzaoğlu ise her bel ağrısının fıtık, her bel fıtığında da ameliyat zorunluluğu olmadığını belirtiyor.Türkiye’de her bel ağrısına fıtık teşhisi konulmasını eleştiren fizyoterapist Erkan Mirzaoğlu,“Türkiye’de fıtık çok büyütülüyor. Fıtık eşittir ameliyat, bel ağrısı eşittir fıtık değildir.” diyor. Fıtık hastalarının ameliyat olmasına karşı olduğunu belirten Mirzaoğlu, birçok ağrının manuel terapi ile tedavi edilebildiğine dikkat çekiyor. Ancak eğitimsiz kişilerin müdahalesine izin verilmemesi gerektiğini belirten fizyoterapist Mirzaoğlu, bunun felce sebep olabileceği uyarısında bulunuyor. Uzman, fıtığın oluşum sebebini yanlış duruşa ve ani hareketlere bağlıyor. Mirzaoğlu, hastalarında ilk önce bacak boylarının eşit olup olmadığına bakıyor, hasta kendini rahat bıraktığında birkaç dakikada manuel terapi ile kaymayı yerine oturtuyor.Manuel tedavi uzmanı Erkan Mirzaoğlu, tıp eğitimine benzer 5 yıllık bir eğitim aldı. Aynı zamanda İtalya Kayak Milli Takımı’nın fizyoterapisti olan Mirzaoğlu, Türkiye’ye yılda 3-4 defa gelip hastalarına bakıyor. Altı ay önce tedavi olan Yeliz Geçimli,“15 gün ciddi bir bel ağrısı yaşadım ve artık yürüyemez duruma gelmiştim. Hangi doktora gittiysem kesinlikle ameliyat olmam gerektiğini, bacağımda güç kaybı olduğunu ve sinirlerin tamamen harap olacağını söylediler. Ağrılar yüzünden acile gittim ama ertesi günü Erkan hocam benibütün ağrılarımdan kurtardı. Şu anda hiçbir ağrı yaşamıyorum, normal hayatıma geri döndüm.” diyor. Ayşe İşleker ise hastalık sürecini şöyle anlatıyor:“Bir gece yataktan kalkamayacak kadar rahatsızlanıp acile gittim. Ağrı kesici verdiler. Ertesi gün özel bir hastaneye gittim. Orada da MR çekildi. L4_L5 arasında fıtık patladığını, mutlaka ameliyat olmam gerektiğini söylediler.‘Yırtılan fıtık olsa tedavi olabilir, kurtarabiliriz ama patlayan fıtık! Artık kesin ameliyat’ denildi. Bu arada iki yatalak hastama 5 yıldır tek başıma bakıyordum. Sanki dünyam başıma yıkılmıştı. Daha sonra Erkan Hocamın 3 gün sonra Türkiye’de olacağını duydum. Tek seansta sağlığıma kavuşacağımı bilseydim fıtık patlayana kadar beklemezdim. Ona her gün dua ediyorum.”Manuel tedavinin tıbba alternatif olmadığını söyleyen Mirzaoğlu,“Bizde tıbbî eğitim eksik veriliyor. Tam verilse lüzumsuz ameliyatlara gerek kalmaz. Zira ameliyat sonrası riskler çok yüksek. Vakaların büyük bir çoğunluğunda ameliyata gerek yok. Fıtık, çok büyütülecek bir hastalık değil. Ağrıları, uyguladığımız yöntemle çok basit bir şekilde tedaviedebiliyoruz.” diyor. Mirzaoğlu, fıtık tedavisinde, tıbbın genellikle ağrıya yoğunlaştığını ve ağrıyı gidermek için çalıştığını anlatıyor. Bel fıtığının bir bacağın diğerinden bir-iki santim kısa olmasına sebep olduğunu kaydeden Mirzaoğlu, hasta kendini rahat bıraktığı sürece birkaç dakikada kaymayı yerine oturtuyor. Tedavinin mutlaka uzman kişiler tarafından yapılması gerektiğini aktaran Fizyoterapist,“Kayma problemlerini, bu işin eğitimini almış tecrübeli bir kişi, kısa sürede, bir müdahale ile çözer. Hasta kurtulur. Eğitimsiz kişiler tarafından yapılan bir hata felç edebilir.”şeklinde konuşuyor.
Kışın çocuklarda enfeksiyonlara dikkat!
Pazar, 05.01.2014, 11:50pm
Kalabalık, havalandırmanın az olduğu ve hijyenin tam sağlanamadığı mekânlar,çocuklardaki bulaşıcı hastalıkları tetikliyor.Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi enfeksiyon hastalıkları uzmanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Çaşkurlu,“Okulda en sık görülen rahatsızlıklar, soğuk algınlığına neden olan viral enfeksiyonlar ve hepatit, parazit enfeksiyonlarıdır.” diyor.Çaşkurlu,“Grip;öksürük, burun akıntısı ya da tıkanıklığının ardından akciğer enfeksiyonuna zemin hazırlayabilir. 6 aydan büyük tüm çocuklara mevsimsel grip aşısı yapılmalı.” uyarısında bulunuyor. Çocuklardaki bir diğer önemli hastalığın ise hepatitler olduğunu aktaran uzman,“Özellikle yiyeceklerle ağız yoluyla geçen A tipi sarılık, okul çocuklarında sık görülüyor. Sarılıktan korunmanın başında gıda ve el temizliği geliyor. Ancak yüzde yüz korunmak için mutlaka aşı yapılmalı.” diyor.Çaşkurlu şu bilgileri veriyor:“Çocuklarda, tuvalet ve el temizliğine dikkat edilmediğinde bağırsak parazitleri ortaya çıkabilir. Bağırsak solucanı olan çocuklarda burun kaşıntısı, ağızdan yastığa su akması, makatta kaşıntı, sık tekrarlayan karın ağrıları, zayıflık gibi belirtiler görülebilir. Tuvaletten sonra el yıkanmalı, açıkta satılan gıdalar yenmemeli, sebze ve meyveler çok iyi yıkanmalı, kalem, kitap, bilgisayar, bardak gibi eşyalar ortak kullanılmamalı. Ayrıca hijyen eğitimleri ve kalabalıktan kaçınma da önemli.”
Çocuğunuzun zeka gelişimiyle ilgili bunları biliyor musunuz?
Pazar, 05.01.2014, 01:10pm
Samsun Medical Park Tıp Merkezi Psikologlarından Enise Öziç, çocukların zeka gelişimiyle ilgili bilenmesi gereken konular hakkında bilgi verdi."Benim çocuğumun aklı almıyor", " bir türlü anlamıyor","doğru dürüst başarı sağlayamıyor" gibi cümleler pek çoğumuzun çocuğu için kullandığı ifadeler olduğunu hatırlatan Psikolog Enise Öziç, "Peki çocuğumuzun zihinsel kapasitesinin ne olduğunu, ya da var olan kapasitesinin gelişmesi için neler yapılabileceğini biliyor muyuz? Çocuğumuzun zeka gelişimine katkıda bulunmak isteriz, ancak bunu nasıl ve ne şekilde yapacağımızı bilememekteyiz. Neye göre arttığını ya da artacağını sadece kulaktan dolma bilgilerle öğrenmekteyiz. Zeka, tek bir kavramdan ibaret değildir. Çok yönlü bir kavramdır. Çocuğumuzun zekasının hangi yönünün gelişmiş olduğunu ve hangi yönünün gelişmeye ihtiyaç duyduğunu netolarak bilemeyiz. Sadece tahminde bulunabiliriz. Ancak bu tahminlerimiz bazen çocuğumuzu yanlış yönlendirmek ve hatta onun zihinsel kapasitesine zarar vermek gibi olumsuz sonuçlanabilmektedir. Bu sonuçla birlikte çocuğumuz kendi kapasitesine uygun olmayan okullara, eğitimlere maruz kalabilmekte ve bu nedenle de 'başarısız bir çocuk' olarak etiketlenebilmektedir. Bu etiket çocuğumuzun var olan zihinsel kapasitesini köreltmektedir. Bunun yanı sıra hayattan zevk almayan ve artık kendisini yetersiz,yeteneksiz ve başarısız olarak nitelendiren bir yetişkin haline getirebilmektedir" diye konuştu.Psikolog Enise Öziç, " Çocuğunuzun başarılı, yetenekli, kendine güvenen ve hayattan zevk alan bir yetişkin konumuna gelmesini istiyorsanız çocuğunuzun yeteneklerini, hangi alanlarda başarılı olup olmadığını ya da zihinsel gelişimini bir uzman eşliğinde bilimsel sonuçlarla değerlendirerek buna katkı sağlayabilir, çocuğunuzun zeka seviyesine uygun yönlendirme ve rehberlikler alarak çocuğunuzun sağlıklı ve başarılı bir yetişkin olmasına en güzel katkıyı sağlayabilirsiniz" şeklinde konuştu.(İHA)
Çocuklardaki konuşma bozukluğu için ‘kendiliğinden geçer’ demeyin!
Cumartesi, 04.01.2014, 11:50pm
Konuşurken heyecanlanma, hata yapma, kekeleme, tutukluk; çocukluk ve gençlik çağında sıklıkla karşılaşılan problemler arasındadır. Bazı konuşma bozuklukları düşme, yaralanma, havale gibi sebeplere bağlı organik kaynaklı olsa da konuşma bozukluklarının büyük bir kısmının psikolojik olduğunu unutmayın!Konuşma, kişinin başarısında en etkili faktör olduğu için çocuklukta görülen konuşma problemleri önemlidir ve çözümü için çaba gösterilmelidir. Anne-babanın soruna gerekli önemi vermesiyle kimi zaman bu sıkıntı kısa sürede düzelse de kimi zaman psikolojik destek gerekebilir. Hafif problemler genelde normal gelişim sürecinde, arkadaş ilişkileri arttıkça, okulöncesi eğitimin başlamasıyla, okuma yazma ve seslerin daha iyi ayırt edilmesiyle düzelmektedir. Bununla beraber çocuklukta ihmal edilen konuşma sorunları bazen kişininileriki yıllardaki hayatını her yönden olumsuz şekilde etkilemektedir.Konuşma bozukluklarında genetik sebeplere ilaveten çocuk ve gencin geçirdiği stresler, korkular, baskı, aile içi ilişkilerin zayıf olması da etkilidir. Fakat sonradan da ortaya çıkabilir. Mesela anne-babaların çocuklarıyla bebeksi konuşma tarzları, onlarda yanlış konuşmaya yol açabilir. Çocuğun kişilik yapısı da konuşma problemlerinde etkilidir. İçe dönük kişiler toplumdan uzak olmayı tercih ederler. Depresyon gibi bazı sağlık sorunları da içe dönüklülüğü artırır. Kişi toplumdan uzaklaştıkça konuşmamaya, toplum içinde heyecanlanmaya başlar. Güven eksikliği, hata yapma endişesi kısırdöngülere yol açabilir. Kişinin yeni ortamlara girmesi, kendinden yaşça, mevkice daha üstün gördüğü kişilerle karşılaşması, normalde herkeste belli bir heyecan yaratır. Kendine güvenmeyen kişiler, hata yapma endişesiyle daha çok paniğe kapılır ve toplumdan uzaklaşır.ÇOCUKLARA ŞİİR EZBERLETİNÇocuk bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiğinde,“Efendim, anlayamadım?” diye sakin bir ses tonuyla sorulması, çocuğun kelimeyi yanlış telaffuz ettiğini fark etmesini sağlar. Sonra yavaşça nasıl doğru telaffuz edeceği söylenmeli, fakat ısrar edilmemelidir. Sesleri taklit döneminde çocuğa bol tekerlemeler, şiirler, şarkılar ezberletmek, hikâye ve masallar okuyup kendi kelimeleri ile anlatmasını, aile büyüklerinin yanında söylemesini teşvik etmek konuşmayı geliştirdiği gibi konuşma sorunlarının çözümüne de katkı sağlamaktadır. Çocuklarda akıcı konuşmanın sağlanmasında doğru nefes alma çalışmaları, gevşeme rahatlama egzersizleri, spor, müzik, resim gibisanat çalışmaları da olumlu sonuç vermektedir. *UZMAN PSİKOLOG
Erken doğan bebeklerde astım riskine dikkat!
Cumartesi, 04.01.2014, 11:50pm
Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Nermin Tansuğ, erken doğan bebeklerde astım riskini engellemede anne sütünün önemli olduğunu söylüyor.Tansuğ, sigara kullanımının hem erken doğum riskini hem de bebeklerde astım riskini artırdığınıbelirtiyor. Türkiye’de astımın görülme sıklığının yüzde 8-12 arasında değiştiğini belirten uzman,“Erken doğum sonrası solunum sıkıntısyla yenidoğan yoğun bakımda yatırılarak akciğerleri geliştirici ilaçlar verilen ve solunum cihazına bağlanan bebeklerin ilk yaşlarda geçirdiği enfeksiyonlarda solunum sıkıntısı yineleyebiliyor.” diyor. Anne sütü ile beslenen bebeklerin enfeksiyonlardan korunduğunu ve daha az hastalandıklarını belirten Tansuğ,“Hem gebelikte hem de sonrasında sigaraya maruz kalmak, astım oranını artırıyor. Aynı zamanda sigara erken doğumu da tetikliyor.” diye konuşuyor. Uzman Nermin Tansuğ, şunları öneriyor:“Gebelikte ve doğum sonrası sigaradan kaçınılmalı. Anneler, sigaranın yanı sıra aşırı kalabalık, kötü havalandırma, uygunsuz ısınma, nem gibi çevresel risk faktörlerinden uzak durmalı. Saptanan bir allerjen varsa bundan kaçınılmalı. Ev tozuna duyarlı çocuklara özel yatak kılıfları, nem giderici ve havalandırmayı artırıcı önlemler alınmalı.”
Soğuk hava ve reflü, bademcik iltihabını tetikliyor
Cumartesi, 04.01.2014, 11:50pm
Kışın havaların soğuması ve kirlilik oranının artması ile farenjit daha sık görülüyor. Fatih Üniversitesi Öğr. Gör. Dr. Muhammed Yanılmaz,“Farenjitte, burundan nefes almada zorlukçekilen durumlarda ağız hep açık kalır ve ağız açık kalınca da farinks bölgesi sürekli kurur.Kurumaya bağlı olarak da bu bölgede enfeksiyona zemin hazırlanır.” diyor. Ayrıca farenjitin bulaşıcı bir hastalık olduğunu söyleyen Yanılmaz, öksürük ve hapşırmada havaya bulaşan mikropların yakın temasta bulunulan kişilere bulaşabileceğini belirtiyor. Yanılmaz, farenjit hastalarının kişisel bakımlarına daha dikkat etmelerini öneriyor. Farenjiti tetikleyen bir diğer etkenin reflü olduğunu aktaran Yanılmaz,“Reflüyle beraber farinks bölgesine kadar gelen asitli sıvı oradaki normal mukozayı bozarak hastalıklara zemin hazırlıyor.” ifadelerini kullanıyor. Yanılmaz, bu durum düzeltilmediği sürece hastalığın sürekli devam edeceğini belirtiyor. Birkaç günde iyileşen akut farenjitin çeşitli ağrı kesiciler ve gargara ile tedavisinin mümkün olduğunu aktaran uzman, şunları söylüyor:“Ortalama 2 haftadan daha uzun süren vücut kırgınlığı, halsizlik, kırıklık gibi durumların olmadığı ama sürekli boğaz ağrısı, boğaz gıcıklanması ve boğazda bir tahriş hissi şeklinde görülen kronik farenjitte ise eğer gerek görülüyorsa boğazdan bir kültür alınıyor ve inceleme yapılıyor. Kültür sonucunun bize vermiş olduğu bilgiye göre tedavi uyguluyoruz.”
Erken yapılan sünnet, idrar yolu enfeksiyonunu önlüyor
Cumartesi, 04.01.2014, 11:50pm
MersinÜniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erim Erdem, sünnetsiz erkeklerin sünnetli olanlara oranla AIDS’e yakalanma riskinin 4 kat daha fazla olduğunu söylüyor.Sünnetin dini inancın yanı sıra sağlık açısından da son derece önemli olduğunu belirten Prof. Erdem, yenidoğan döneminde sünnet olan çocuklarda ilk 5 yaş içerisinde idrar yolu enfeksiyonu geçirme olasılığının da belirgin olarak düşük olduğunu kaydediyor. Erdem,“Sünnet derisi, sünnet işleminde alındığı için virüsün girme olasılığı daha da düşüyor. Sünnet derisi temel giriş dokusu olduğu için de virüsün deri üzerinden taşınması da ortadan kalkmış oluyor.” diyor. Sünnet için ideal zamanın doğumdan sonraki ilk 2 hafta olduğunu da sözlerine ekleyen Prof. Erdem, şunları söyledi:“Sünnetin yenidoğan döneminde yapılması lokal anestezinin etkin kullanımı ile bebek için daha konforlu bir süreç olmasını sağlar. Unutulmamalıdır ki, ileri dönemlerdeki lokal anestezi çocuğun ağrısını bir süre için ortadan kaldırsa da sünnet nedeniyle çocuğun yaşayacağıbüyük ruhsal sıkıntıya etkisi olmayacaktır.” MERSİN DHA
Sizi hastalıklardan koruyan gıdalar
Cumartesi, 04.01.2014, 12:39pm
Yiyecekler zihinsel ve fiziksel sağlığınız için hayati öneme sahip. Tükettiğiniz bazı yiyecekler sizi çeşitli hastalıklardan korurken bazısı ise hastalandığınızda daha çabuk iyileşmenize yardımcı olur. Yediğiniz içtiğiniz yiyeceklere dikkat ederek sağlıklı bir şekilde hayatınızı sürdürebilirsiniz.İşte sizi hastalıklardan koruyan ve iyileştiren gıdalar...
Bu bakteriler sağlık için gerekli
Cumartesi, 04.01.2014, 08:42am
Bir dönem diyet yoğurtlarla adını sıkça duyduğumuz probiyotikler, faydalı bakterilerden oluşuyor. Gıda takviyesi olarak ya da doğrudan alınan bu bakteriler vitamin ve minerallerin bağırsaktaki emilimini artırarak sindirim problemlerini önlüyor.Sağlıklı bir vücudun en temel göstergesi sağlıklı bağırsaklar. Bunun da en temel yolu probiyotiklerden geçiyor. Bir dönem‘diyet yoğurtlar’la adını sıkça duyduğumuz probiyotikler, doğrudan besinlerden alınabildiği gibi gıda takviyesi olarak da dışarıdan alınabiliyor.Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ahmet Burak Toros, bağırsaklarımızda 100 trilyon kadar canlı bakteri olduğunu söylüyor. Bunların bir kısmı faydalı, bir kısmı ise zararlı. Sağlıklı insanlarda faydalı bakteriler sayıca daha fazladır. Bunlar hem sindirime-emilime yardımcı olur hem de bazı vitaminleri üretirler, bağışıklık sistemini güçlendirirler. Zararlı bakteriler ise toksin denilen zehirleri üretmek suretiyle hastalık meydana getirirler. Bağırsaktaki faydalı bakterilerin artması için probiyotikler kullanılabilir…Ne gibi faydaları var?Prebiyotikler, faydalı bakterilerin bağırsakta artmasını sağlayan özel besinleri içeren karışımlar. Probiyotiklerse canlı bakteri solüsyonları yani sadece faydalı bakterileri içerirler. En önemli probiyotikler, lactobacillus ve bifidobacterium türleri Toros’a göre. Probiyotik içeren ürünler eczanelerde mevcut. Ancak doğrudan gıdalar yoluyla da almak mümkün. Doğal yollarla mayalanan kefir ve yoğurtta, bu yararlı bakterilerden bulunur. Uzun süreli ve dengeli tüketilmeleri faydalıdır bu yüzden. Ancak ishal, iltihabi bağırsak hastalıkları,kronik kabızlık gibi hastalık durumlarında hekim tavsiyesiyle ve belli sürelerle, piyasada satılan destek ürünleri de kullanılabilir. Bunları kafamıza göre rastgele tüketmek ise doğru değil. Probiyotiklerin, son yapılan çalışmalara göre bağırsak sağlığı üzerine olumlu etkileri olduğu gözlenmiş. Sindirimin etkinliğini artırarak, gıdalarla alınan bazı vitamin ve minerallerin emilimini çoğaltıyor. Bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlık, iltihabi bağırsak hastalıkları, bağırsak enfeksiyonları ve laktoz tahammülsüzlüğünün hafifletilmesinde etkili. Karaciğer ve böbreğin yükünün azaltılmasında ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde aktif rol oynuyor.Bağırsak sağlığınız için...*Düzenli ve dengeli beslenin.*Yeterli miktarda sıvı tüketmeye özen gösterin.*Doğal ve ev yapımı, lifli gıdaları tercih edin.*Kimyasal katkılı beslenme tarzından uzak durun.*Düzenli bir tuvalet alışkanlığı edinin ve bunu koruyun.*Antibiyotik ve diğer ilaçları doktor tavsiyesi olmadan asla kullanmayın.
Hem tempoluçalışıyoruz hem de sosyal hayatımızı ihmal etmiyoruz
Cuma, 03.01.2014, 11:50pm
Fatih Koleji, TÜBİTAK tarafından düzenlenen Ulusal Bilim Olimpiyatları’nda aldığı başarılarla isminden söz ettirmeye devam ediyor. Bu yıl 21.si düzenlenen olimpiyatlarda toplamda 26 madalya alarak kurum bazında da en çok ödülü Fatih Koleji kazandı. Şampiyon öğrenciler takım arkadaşlarının başarısı için her sabah birbirlerine dua ettiklerini söylüyor.Geçtiğimiz ay Ankara’da yapılan olimpiyatlara 19 bin 594 öğrenci arasından 351’i katıldı. Olimpiyat sonuçlarına göre ise Fatih Koleji’ndenön elemeyi geçen 55 öğrenciden 26’sı madalya almaya hak kazandı. Gençler, daha liseye başlarken bilim olimpiyatlarını hedef olarak belirliyor. Okul derslerine ek olarak fizik, matematik ya da bilgisayar gibi branşlarda ihtisaslaşarak gelecekteki kariyer hedeflerine altyapı inşa ediyor. Her birinin amacı da seçtikleri alanda bir bilim insanı olup akademik çalışmalar yapmak. Madalyalı şampiyonlardan Abdullah Enes Öncü de olimpiyatlarda Fizik kategorisinde altın madalya kazandı.“Olimpiyata hazırlık sistemimizdeki en güzel şeylerden biri de‘ağabeylik-tıfıllık’ sistemi.” diyenÖncü, takım arkadaşlarının başarısı için oluşturdukları dua listesi ile her sabah birbirlerine dua ettiklerini söylüyor.“Dua ve yoğun tempoyla gelen gayretimizin semeresini alıyoruz.” diyor.Öncü aldığı desteği şöyle anlatıyor:“Biz böyle bir isim taktık. Üst dönemde olanlar, alt dönemdeki öğrencilere yardımcı oluyor. Sadece bu ders anlamında yardım da değil, her türlü birbirimize destek oluyoruz. Başım sıkışsa abimi arayabiliyorum.” Okula verdiği destek için teşekkür edip hazırlık sürecinde aldıkları çay ve çiğköfte desteğini de unutamıyor.‘Pek tatil yapmıyoruz ama halimizden memnunuz’ Lise son sınıf öğrencisi Onur Yıldız da Ulusal Bilim Olimpiyatları’nda Bilgisayar kategorisinde altın madalya aldı. 9. sınıftan beri olimpiyatlara katıldığını ve toplamda 4 madalyası olduğunu söyleyen Yıldız,“Liseye başlamadan önce de olimpiyatı düşünerek bu okula gelmiştim. Hedefim buydu.” diyor. Yine olimpiyatlarda bilgisayar kategorisinde altın madalya alan Semih Barık da 11. sınıf öğrencisi. Aynı zamanda temmuz ayında Avustralya’da düzenlenen Uluslararası Bilgisayar Olimpiyatları’nda gümüş madalya almış. Yoğun çalışmalarından dolayı tatil kavramlarının pek olmadığını söyleyen Barık halinden şikâyetçi değil. Takım arkadaşlarıyla birbirlerini motive ettiklerini de dile getiren Barık, önyargıların aksine kendi aralarında zengin bir sosyal hayatlarının da olduğunu şu sözleriyle anlatıyor:“Arkadaşlarla bir dergi çıkarttık mesela. Olimpiyatın her aşaması için bir dergi çıkarıyorduk ve nasıl hazırlandığımızı anlattığımız renkli bir dergiydi. Sadece sınava girip madalya almakla iş bitmiyor. Aslında hazırlanma süreci daha eğlenceli.”‘Onlara ders anlatmak farklı bir keyif’“Yeter kiöğrenci bir adım atsın, biz ona on adım atarak başarıya ulaşmasına yardımcı oluyoruz.” diyen Fatih Koleji Fizik OlimpiyatÖğretmeni Nebi Şahin, bu öğrencilere ders anlatmanın da ayrı bir keyfi olduğunu dile getiriyor. Olimpiyatlarda elde edilen başarıların öğrencilerin üniversite hayatlarında da belirleyici olacağını söyleyen Şahin,“Bu sınavların neticesinde öğrencilerimiz Türkiye’de yapılan üniversiteye yerleştirme sınavında ek puan alıyorlar. Uluslararası alanda aldıkları derecelerle ise sınavsız istedikleri devlet üniversitesinde okuma şansları var.” diye konuşuyor.
Bebeği sütten keserken anneden uzaklaştırmamalı!
Cuma, 03.01.2014, 11:50pm
Emzirmeden kesme, hem bebek için hem anne için zor bir süreçtir. Emzirme sırasında bebeğin anne ile duygusal bağ kurduğu gibi anne de bebeği ile duygusal bir bağ kurar.Emzirme, anne için de rahatlatıcı, sakinleştirici bir etkinlik haline gelir. Bu alışkanlığın kesilmesi, bebek için zor olduğu kadar anne için de zordur. Çoğu anne için bebeği sütten kesme kararında,‘ne zaman?’ ve‘nasıl?’ soruları öne çıkar. Uzman Gelişim Psikoloğu Deniz Özkılıç, her annenin ve çocuğun bireysel özellikleri, psikososyal, fiziksel ihtiyaçları ve karşılıklı ilişki biçimlerinin farklı olduğunu söylüyor. Gelişim uzmanlarının ruhsal açıdan 12 aya kadar emzirmeyi önerdiklerini dile getiren Özkılıç, sütten kesmenin doğru zamanının bebekten bebeğe ve anneden anneye değiştiğini belirtiyor. Özellikle bebeğin huzursuz, annenin stresli olduğu ya da yeni başlangıçların, değişikliklerin olduğu dönemlerde bebeği sütten kesmenin yanlış olduğunu kaydediyor. Kademeli olarak ve azaltarak sütten kesme yönteminin uygulanması gerektiğini ifade eden Özkılıç, şu tavsiyelerde bulunuyor:“Sütten kesmek için bebeği bir süreliğine büyük annelere-bakıcıya verme, anneyi göstermeme ya da sütten kesebilmek için yuvaya teslim etme gibi kararlar yanlıştır. Sütten kesmeye, önce gündüz öğünlerinden başlanmalıdır. Öğlen öğünü en uygunu olabilir. Önce öğlen öğününde anne sütü yerine başka besinler konmaya ya da bebeğin yaşına göre süt sağılıp biberondan içirilmeye başlanabilir. Bu şekilde yavaş yavaş ve aşama aşama diğer öğünlerde süt kesilebilir. Sütten azaltarak kesme, en son akşam-gece uyku öncesi öğünde uygulanmalıdır.En zor olan bu uyku öncesi öğünüdür. Emzirme saatlerine bebek için hoşuna gidecek başka etkinlikler, oyunlar konulabilir.”
Her 4 kadından biri depresyona giriyor
Cuma, 03.01.2014, 11:50pm
Depresyonun yaşam boyu görülme sıklığı, kadınlarda yüzde 25’lere kadarçıkıyor.Yani her 4 kadından birisi, hayatlarının bir döneminde depresyon geçirebiliyor. Depresyonun erkeklerde görülme sıklığı ise yüzde 5-12 arasında. Bu bilgiler Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. NurayAtasoy’a ait. Depresyonun insanların bütün yaşamını etkilediğine dikkati çeken Atasoy, birinci derece yakınlarında depresyon olan kişilerin hastalığa yakalanma risklerinin de yüksek olduğunu söylüyor. İşsizlik, ekonomik güçlükler, aile içi çatışmalar, anne, baba ve eş kaybı gibi olumsuzlukların depresyonu tetiklediğini vurgulayan Atasoy,“Dünya Sağlık Örgütü’nün son yıllardaki verileri bir hastalığa bağlı işgücü kaybı yaratan hastalıklar arasında depresyonun 2020’de 3’üncü sırada olacağını öngörüyor. Şu anda da 5’inci sırada. Kadınlardaki depresyonun en önemli etkenlerinden birisi evlilik problemleri ve aile içi şiddet.” diyor.
Trabzon hurmasının bilinmeyen faydaları
Cuma, 03.01.2014, 01:28pm
Görünüşüyle domatesi andıran Trabzon hurması, sağlık açısından tam bir şifa kaynağıdır. İçerdiği antioksidanlar ve zengin vitaminler sayesinde birçok hastalığa iyi gelen bu meyvenin en önemli özelliği ise kansere karşı koruyucu olması.‘Cennet hurması’ olarak da bilinen Trabzon hurmasının faydaları saymakla bitmiyor:* Kalp-damar ve sindirim sistemi hastalıklarını iyileştirici özelliğe sahiptir, bağışıklık sisteminin de güçlenmesini sağlar.* Protein, karbonhidratlar, selüloz, fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, tanen, potasyum, magnezyum, A, B1, B2, B3, C vitaminleri bakımından zengin olduğundan, kansızlık ve vitamin eksikliğine iyi gelir.* Mide ve bağırsak hastalıklarını da tedavi edici özelliklere sahiptir. Zengin bir lif kaynağı olduğundan ishal ve bağırsak iltihabı gibi rahatsızlıkları giderir.* Kolesterol ve tansiyonun düşmesine yardımcı olur. İştah açıcıdır.* Meyvenin suyu hipertansiyon tedavisinde kullanılabilir.* Bağırsak florasındaki bakterileri dengelediği için kabızlığa da iyi gelir. On iki parmak bağırsağı şikâyetlerini giderir.* Vücutta dokuların bakım ve onarımına katkı sağlar, yeni hücrelerin oluşmasına yardımcı olur.* Yaprakları kaynatılıp saç ve cilt temizliğinde kullanılabilir.
Bağımsız kişiliğe sahip çocuk nasıl yetiştirilir?
Persembe, 02.01.2014, 03:09pm
Psikolog Dilek Kaymak, "İyi bir iletişimin var olduğu aile ortamında çocuklar daha özerk ve bağımsız kişilik geliştirirler." dedi.Bursa'da İncirli Kültür Merkezi'nde vatandaşlara yönelik düzenlenen bilgilendirme seminerinde konuşan Özel Hayat Hastanesi'nden Uzman Psikolog Dilek Kaymak, ebeveynlerin farkında olmadan yaptıkları bazı hatalı davranışların çocuklar üzerindeki etkilerini anlattı. Çocukların kişiliğinin oluşumunda aile bireylerinin önemine dikkat çeken Kaymak, ailenin işleyişinde bireyler arasındaki iletişimin de etkili olduğunu söyledi. Etkili bir iletişimin, aileüyelerinin karşılıklı olarak birbirlerinin düşüncelerini ve duygularını anlamalarını sağladığını, işbirliği, yardımlaşma ve paylaşmaya yol açtığını belirten Kaymak, "İyi bir iletişimin var olduğu aile ortamında çocuklar daha özerk ve bağımsız kişilik geliştirirler. Düşünme, düşünce ve duygularını açıklama özgürlüğü ve alışkanlığını da bu sayede kazanırlar." diye konuştu.(CİHAN)
Alzheimer, göz muayenesi ile erken tespit edilebiliyor
Persembe, 02.01.2014, 03:04pm
Alzheimer hastalığını, retina ve göz merceğinden erken teşhis edilebiliyor.Dünya Göz Hastanesi doktorlarından Umur Kayabaşı, alzheimer hastalığının retina ve göz merceğinden erken tespitinin mümkün olduğunu söyleyerek, ailesinde bu rahatsızlığı bulunanların göz muayenesinden geçmeleriniönerdi. Görme siniri ve retinanın beyin dokusunun devamı olduğunun altını çizen Kayabaşı, gelişen teknolojiyle beyin hastalıklarının tanı ve tedavisinde gözün model alındığını vurguladı. Bu tip hastalıkların beyinde yarattığı hasarın göz içerisindeki katmanlarda kendini belli edebileceğini anlatan Dr. Kayabaşı, sinir hücrelerinin hasar görmesi sonucu meydana gelen ve kesin bir tedavisi bulunmayan alzheimerın erken teşhisinin de mümkün olabildiğini ifade etti.Alzheimer hastalığına yol açan plakların (Beta amiloid) beyinden önce göz merceği ve retinada biriktiğinin altını çizen Dr. Kayabaşı, biriken plakların saptanmasıyla hastalığın beyni etkilemeden tespit edilebileceğini söyledi. Boston'da Dr. Lee Golstein önderliğinde geliştirilen bir cihazla göz merceğinde alzheimer plaklarının saptanmasının mümkün hale geldiğini kaydeden Kayabaşı, Los Angeles'ta da Dr. Keith Black'ın retinada plakların görünmesini sağlayan başka bir cihaz geliştirdiğini belirtti. Kendilerinin de Fundus Otofloresans ve OCT tetkikleriyle hastalığa yol açan plakları saptayabilecek duruma geldiklerini dile getiren Kayabaşı, "Alzheimerda erken tedaviyle hastalığın başlaması geciktirilebilir. Hastalığın başladığı durumlarda ise daha hafif geçmesi sağlanabilir. Bunun için ailesinde kronik beyin ve göz hastalığı bulunanların yılda 1 kez detaylı muayene yaptırması gerekir." ifadelerini kullandı.(CİHAN)
Çocuklarda kış hastalıklarına dikkat!
Persembe, 02.01.2014, 12:07pm
Kış mevsiminde özellikle çocuklar daha sık hasta oluyor. Bunun nedeni çocuklarda bağışıklık sisteminin henüz yeterince gelişmiş olmaması, çocukların toplu olarak bulunduğu okul ve kreş gibi yerlerde bu tür hastalıkların kolayca yayılabilmesi. Ayrıca, kış aylarında artan hava kirliliği de çocuklarda solunum yolu hastalıklarını artıran bir faktör.Kış aylarında çocuklarda en sık görülen hastalıklar ve çocukları bunlardan korumak için yapılması gerekenleri hatırlatan Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Baktır, şunları söyledi: "Kışın çocuklarda en sık görülen hastalıklar üst solunum yolu enfeksiyonları (nezle, grip, tonsilit, orta kulak iltihabı) ve alt solunum yolu enfeksiyonlarıdır (bronşit, bronşiolit, zatürre). Viral ishaller, konjonktivit ve viral döküntülü hastalıklarda kışın artar. Ayrıca, astım ataklarında da belirgin artış gözlenir."Nezle'nin, kışın en çok görülen çocukluk hastalığı olduğunu belirten Baktır, "200'den fazla virüs tarafından oluşturulur. Aksırık, öksürük, burun tıkanıklığı ve akıntısı, boğazda yanma görülebilir. Bazen ateş de olabilir. Ortalama 1 hafta sürer. Öksürük 2-3 hafta sürebilir. Başka bir komplikasyon yoksa antibiyotik verilmez. İstirahat ve bol sıvı alımı önemlidir. Gerekirse ateş düşürücüler verilebilir." dedi.Dr. Mahmut Baktır, gribin, influenza virüslerinin neden olduğu, yüksek ateşle seyreden bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, şu bilgileri verdi: "Ateş 39-40 dereceye kadar yükselebilir. Baş ve adale ağrıları mevcuttur. Bağışıklık sistemi bozuk olanlarda ölümcül olabilir. Çok hızlı yayılır. Komplikasyon yoksa tedavide antibiyotikkullanılmaz. İstirahat, bol sıvı ve bol kalori alımı, ateş düşürücülerin kullanımı yeterlidir. Ağır vakalarda anti-viral ilaçlar kullanılabilir. Çok sık hastalanan ve astımı olan çocukları her yıl eylül-kasım ayları arasında grip aşısı yaptırarak ağır grip vakalarından kısmen koruyabiliriz."Beta mikrobu olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokokların, en önemli tonsilit nedeni olduğunu aktaran Dr. Mahmut Baktır, "Yüksek ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, adale ağrısı ve karın ağrısı ile seyreder. Her tonsilit beta mikrobuna bağlı değildir. Eğer beta mikrobuna bağlı olduğu tespit edilirse mutlaka antibiyotik kullanılmalıdır. Aksi takdirde tüm yaşamını etkileyebilecek akut eklem romatizması, kalp romatizması ve böbrek iltihabına sebep olabilir." diye konuştu.ORTA KULAK İLTİHABIDr. Mahmut Baktır, orta kulak iltihabının ise özellikle 6 ay-2 yaş arasındaki çocuklarda soğuk algınlığından sonra sık görülen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Çocuklarda östaki kanalı daha kısa ve yatay olduğundan mikroplar çabucak orta kulağa ulaşıp iltihap yaparlar. Huzursuzluk, ateş, ilerlersekulak ağrısı olur. Tedavi edilmezse işitme problemlerine sebep olabilir." şeklinde bilgi verdi.Zatürrenin virüsler ve bakteriler tarafından oluşturulabildiğini aktaran Dr. Mahmut Baktır, akciğer dokusunu tek veya iki taraflı olarak tutabilen, çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonunutakiben ortaya çıkan bir hastalık olduğunu söyledi. Baktır, "Mutlaka yüksek ateş vardır. Bunun yanında titreme, terleme, öksürük, balgam, nefes darlığı, solunum adalelerinde çekilme, göğüs ve sırt ağrıları olabilir. Oksijen azlığına bağlı morarma olabilir. Uygun tedaviyapılmazsa ölümle sonuçlanabilir. Kış aylarında görülen solunum yolu enfeksiyonları ve hava kirliliği, astım ataklarını da tetikler. Bu nedenle özellikle astımlı çocukların korunması çok önemlidir." dedi.(CİHAN)
Dengeli beslenme depresyona iyi geliyor
Persembe, 02.01.2014, 12:05pm
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr Kürşat Altınbaş, dengeli beslenmenin depresyona iyi geldiğini söyledi.'Omega 3' vitamininin depresyona iyi geldiğini söyleyen Altınbaş, dengeli beslenmenin de önemli olduğunu belirtti. Yrd. Doç. Dr. Kürşat Altınbaş, "Depresyon öyle kolayca girip çıkılan bir hastalık değil. İnsanların ruh halinde mutsuzluk, karamsarlık, isteksizlik, hiçbir şeyden keyif almama, enerjide azlık, uyku-iştah düzensizlikleri, kendisini suçlayıcı düşünceler, zaman zaman hastalığın şiddetlendiği durumlarda intihar fikri, hayattan vazgeçme, dikkat problemi gibi hem fiziki hem psikolojik tüm belirtileri kapsayan, en az iki hafta boyunca günün tamamında bu halin devam ettiği bir durumdur. Bunların ortaya çıkması için herhangi bir tetikleyici çevre faktörüne ihtiyaç duyulmaz. Stres varlığında tetiklenebilir, durduk yere kendiliğinden de ortaya çıkabilir. Kişinin insan ilişkilerini, mesleki hayatını, kendine bakımını etkilediği, yani işini, gücünü etkileyen bir ruhi hastalık diyebiliriz" dedi.Depresyonun kendiliğinden düzelebileceğini de söyleyen Altınbaş, "Ancak kendiliğinden, tedavisiz geçen bir depresyonun tekrarlama ihtimali çok yüksek. Yani, tedavi edilen bir depresyona göre hastalıklar arası süre kısalıyor, insanların depresyonda geçirdikleri süre daha çok uzuyor ve kolay depresyonagirer hale geliyor. Biz bu yüzden tedavi etmeyi istiyoruz. Beynin depresyona karşı hassasiyetini azaltıp direncini güçlü hale getirdikten sonra ilaçları azaltarak kesiyoruz. Nasıl şeker hastalarının şekeri yükseldiğinde insülinle ya da bir şeker ilacıyla şeker düzenlemesi yapılıyorsa antidepresanlar da böyle yapıyor. Beyinde depresyon sırasında çeşitli değişiklikler oluyor. Antidepresan, beyindeki kimyasal dengeyi sağlayarak uykumuzu, iştahımızı, moralimizi, keyfimizi, bir şeyden aldığımız hazzı bize hissettiren hormonları dengeye sokuyor. Antidepresan vücuda dışarıdan giren bir şey olsa da dışarıda üretilen bir madde değil. Dışarıdan gelen madde, beynimizde üretilen, depresyon sırasında miktarı azalan bazı hormonların yıkılmasını engelleyerek, ortamda hücrelere, bedene, bünyeye yetecek kadar hormon birikmesini sağlayarak bir süre vücudun kendini onarmasını sağlıyor" diye konuştu.Omega 3 vitamininin depresyondan koruyucu etkisi olduğuna inanıldığını da söyleyen Yrd. Doç. Dr. Kürşat Altınbaş, "Bunlara "Mood food" (duygudurum yemeği) deniyor. Omega 3'ün beyindeki sinir hücreleri arasındaki iletiyi sağlamadaki kolaylaştırıcı etkisiyle depresyondan koruyucu olduğu iddia edilmiştir. Omega 3'ün balıkta yüksek miktarda olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu iddia İskandinav ülkelerinde balık tüketimindeki fazlalıktan yola çıkılarak ortaya atılmış. Balık yediğimizde duygudurumhastalıkları az mı görülüyor? Acaba az görünmesi balıkla mı ilişkili? Bu, doğrulanamamış bir hipotezdir. Duygu durumu düzeltmeye gıdalar tek başına yetmiyor. Vitaminlerin tek başına depresyondan koruyucu ve güçlendirici etkisine dair bir delil yok. Eksiklik varsa depresyon olabiliyor, hiçbir eksikliği yokken ilave vitamin almak hiçbir fayda sağlamıyor. Burada bir uyarı yapmak gerekiyor. Aktarlarda ilaç adı altında satılan çeşitli maddeler var. Sağlık Bakanlığı birkaç tanesini yakın zamanda toplatma kararı aldı. Bunlar çok önemli çünkü vatandaşlar ilaç kimyasal değil diye onlara yöneliyor. Daha pahalıya ve aslında içinde kimyasal madde bulunan sözde bitkisel şeyleri alıyorlar. Böyle olunca da daha çok zarar görüyorlar. Şunu söyleyebilirim; dengeli beslenmek iyidir. Proteinden, yağdan dengeli miktarda almak önemlidir. Yemekdışında sürekli bir egzersiz iyidir. Düzenli, kişiyi yıpratacak profesyonel bir spor değil ama sürekli yapılan yürüyüşler, düz koşular, yüzme ya da herhangi bir sporu düzenli yapmak endorfin dediğimiz, bizim keyif aldığımızda yükselen hormon miktarını dengeleyerek depresyona karşı koruyucu olabilir. Biz özellikle hafif dereceli depresyonlarda tedavinin yanında bu tür egzersizleri tavsiye ediyoruz" dedi.(İHA)
Kansızlık, çocukların zeka düzeyini olumsuz etkiliyor
Persembe, 02.01.2014, 12:05pm
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından yapılan taramada, 1–16 yaş grubundaki her 3 çocuktan birinde gelişimi ve zeka düzeyini olumsuz etkileyebilen kansızlık tespit edildi.Anemi (Kansızlık) araştırması korkunç tabloyu göz önüne koydu. UÜ Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı tarafından yapılan açıklamada, kansızlık; 'Kanda bulunan alyuvarların veya alyuvarların içinde bulunan hemoglobin değerinin yaşa ve cinse göre olması gereken değerden düşük olması' şeklinde tanımlandı. UÜ Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı tarafından yapılan bir taramada 1-16 yaş grubundaki her 3 çocuktan birinde gelişimi vezeka düzeyini olumsuz etkileyebilen kansızlık tespit edildiği vurgulandı. KANSIZLIK EN ÇOK 6 AY İLE 2 YAŞ ARASI ÇOCUKLARDA GÖRÜLÜYORAçıklamada, çocuklarda kansızlığın birçok nedeni olmakla beraber, en sık görülen neden demir eksikliğine bağlı gelişen kansızlık olduğu dile getirildi. Demir eksikliğine yol açan nedenler arasında 'yeterli ve dengeli beslenememe yüzünden yetersiz demir alınımı, hızlı büyüme nedeni ile demir ihtiyacının artması kan kaybı ve parazitler' olarak sıralanan açıklamada, demir eksikliğine bağlı kansızlık her yaş grubunda görülmekle beraber en sık 6 ay ile 2 yaş arasında çocuklarda görüldüğü dile getirildi. Hafif olgularda hafif solukluk dışında herhangi bir belirti vermeyen anemi, ancak kan analizleri sonucu tespit edilebiliyor. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Kansızlık belirgin ise solukluk, halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, çabuk yorulma, oturma emekleme ve yürümede gecikme kansızlığın belirtisi olarak sıralanabilir. Öğrenmede güçlük, davranış bozuklukları, ateşli hastalıklara yatkınlık, huzursuzluk, huysuzluk, çarpıntı, nefes darlığı, kabızlık,baş dönmesi, kulak çınlaması görülebilir. Bazı hastalarda toprak yeme gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Hekim muayenesi ile birlikte yapılacak tam kan sayımı tanı koydurur. Demir eksikliğini saptamak için vücutta ki demir ve demir depolarına bakılır. Gerekir ise demir eksikliğini dışında kansızlık yapan nedenlere yönelik testler yapılabilir."DEMİR EKSİKLİĞİ İÇİN ÇOCUĞUNUZA KIRMIZI ET, KURU ÜZÜM, İNCİR YEDİRİN UÜ Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı tarafından yapılan açıklamada, demir eksikliğini önlemenin en önemli yolunun yeterlibeslenme olduğuna dikkat çekildi. İlk 6 ay bebeğin anne sütü ile beslenilmesinin tavsiye edildiği açıklamada, "İlk 2-3 aydan sonra doktor kontrolünde ek demir verin. Çocuğunuzun içtiği inek sütünü günlük yarım litre ile sınırlayın. Demir içeriği zengin; kırmızı et, yumurta, balık, kuru yiyecekler (kuru kayısı, incir, ceviz, fındık) kuru fasulye ile besleyin. Çocuğunuza bol bol C vitaminince zengin gıdalar verin. C vitamini demirin emilimini arttırmaktadır (katkısız portakal suyu, limonata). Kırmızı et, balık, yumurta sarısı, kuru baklagiller (mercimek, nohut, kuru fasulye), kuru üzüm, incir, kayısı, yeşil sebzeler, karaciğer, tüketilmeli." denildi. ÇAY, KAHVE DEMİRİ AZALTIYOR Açıklamada, demir emilimini azaltan maddeler de şöyle sıralandı: "Fosfat, karbonat, çay, kahve, gazlı içecekler." Kansızlıkta demir tedavisinde demir içeren damla ya da şurupların kullanılabileceğine işaret edilen açıklamada şu tavsiyelerde bulunuldu: "Demir içeren iğneler ilk olarak tercih edilmez. İlaçlar öğünler arasında aç karnına verilir, 2-3 doz da verilir. C vitamini demirin bağırsaklardan emilimini arttırdığından C vitamininden zengin gıdalar (portakal, limonata, yeşil biber, ıspanak, domates) alınmalıdır. Süt, yoğurt ve anti-asit türü ilaçlar demir emilimini engelleyebileceğinden demir preparatları ile alınmamalıdır. (Süt ve süt ürünleri ile demir preparatları arasında bir saat süre olmalı). Ancak çocukluk çağında önemli protein kaynağı olan süt ve süt ürünleri beslenme şemalarından çıkarılmamalıdır. Hemoglobin düzeyi normale ulaştıktan sonra vücudun demir depolarının dolması amacıyla da doktor kontrolünde 6 ay-1 yıl daha düşük dozda ilaç alımı sürdürülür."(CİHAN)
Yılbaşı gecesi acil servisler alkollü gençlerle doldu
Persembe, 02.01.2014, 12:05pm
Türkiye yeni yıla girerken her yıl olduğu gibi gençler arasındaki alkol tüketimi nedeniyle yine acı tablolar meydana geldi. İstanbul’da eğlence mekânlarının yoğun olduğu bölgelerde 18 yaş sınırı olmasına rağmen 15-17 yaşındaki gençler alkol komasına girdi. Saat 22.00 başlayan alkol satış yasağına ise uyulmadı.Geçtiğimiz yılbaşı kutlamalarında gördüğümüz acı tablolar bu yıl da yaşandı. İçkili mekâna alınması yasak olan 18 yaşından küçük gençlerin gece boyunca bu gibi yerlere girerek alkol tüketmeleri dikkat çekti. Eğlence mekânlarının yoğun olduğu bölgelerde 15-17 yaşındaki gençler alkol komasına girdi. Saat 22.00’den sonra satışının yasak olmasına rağmen birçok işletme alkol satışına ara vermedi. Taksim, Nişantaşı, Ortaköy, Bakırköy, Kadıköy’deki hastanelerin acil servislerine gece boyu,çoğu genç, bin 500’e yakın kişi aşırı alkolden ve alkole bağlı kaza, kavga ve yaralanmalar yüzünden başvurdu. Çok sayıda taciz olayı yaşanırken sivil polisler olaylara anında müdahale etti.Geçtiğimiz yılbaşı kutlamalarında gördüğümüz acı tablolar bu yıl da yaşandı. İçkili mekânlara alınması yasak olan 18 yaşından küçük gençlerin gece boyunca böyle yerlerde alkol tüketmeleri dikkat çekti. Saat 22.00’den sonra alkol satışının yasak olmasına rağmen birçok işletme alkol satışına ara vermedi. Kaldırımlar, bayılan ve istifra edenlerle doldu taştı. Alkolün etkisiyle gerilen ortamda zaman zaman kavgalar yaşandı. Hızını alamayan bazı kişiler bayanlara tacize yeltendi fakat sivil polisler durumlaraanlık müdahale etti. Nişantaşı’nda kurulan stantlarda korsanşekilde çok sayıda alkol satışı yapıldı.Su gibi tüketilen alkol yüzünden birçok genç fenalaşırken ambulansların sirenleri sabahlara kadar susmadı. Hastanelerin acil servisleriyse dolup taştı. Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisi en yoğun gününü yaşadı. Gün boyu servisin önemli bir kısmını, yılbaşından dolayı alkol alanlar oluşturdu. Taksim, Nişantaşı, Ortaköy, Bakırköy, Kadıköy gibi bölgelerdeki hastanelerin acillerine gece boyunca çoğu genç olmak üzere bin 500’e yakın kişi aşırı alkolden ve alkole bağlı kaza, kavga ve yaralanmalar yüzünden başvuru yaptı.17 yaşındaki S.K., Taksim Meydanı’ndaki yılbaşı kutlamalarına katılan binlerce gençten sadece biriydi. S.K., alkolü fazla kaçırdığı için gece 01.00 sularında yere yığıldı. O anda S.K.’nın çevresinde içkisine ortak olan arkadaşlarından birçoğu, genci bulunduğu yerde bırakarak kaçtı. S.K. bir süre yerde baygın şekilde yattı. Çevredeki vatandaşlar gencin yardımına koşarak ambulansa haber verdi. Bilincini kaybeden genç, sedyeyle Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi’ne kaldırıldı. S.K.’nın arkadaşlarının anlattıkları ise yaşanan vahameti gözler önüne serdi:“Kaç tane votka içti sayamadık. Uyardıysak da bizi dinlemedi.‘Bugün benim günüm’ diyerek alkol aldı. Sonra da baygınlık geçirdi. Ailesine korkudan haber veremedik.”Baskı altındaki gençler alkolün riskini bilmiyorAlkolün kontrolsüz bir şekilde alınmasının sağlığa ciddi anlamda zarar verdiğini söyleyen Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur ise yılbaşı gecelerinde alkolden dolayı insanların hastanelere zor yetiştirildiğini ve mideleri boşaltılan birçok insan olduğunu dile getirdi. Akdur, gençlerdeki alkol hevesini ise şöyle anlatıyor:“Gençler hayatında ilk defa Taksim’e, Nişantaşı’naçıkıyor. Bir de fırsat ve elinde şişe var, sonuna kadar götürüyor. Bağımlılık yapan bir madde olduğunu hatta öldürebileceğini bilse böyle tablolarla karşı karşıya kalmayız. İstisna da olsa bu biraz meraktan kaynaklanıyor. Daha çok baskı altındaki gençlerde görünüyor.Daha önceden bu fırsatı yakalayamamış, kontrollü bir şekilde öğretilmemiş gençlerde bu tür aşırı alımlar ortaya çıkıyor.”Yeşilay Cemiyeti Başkanı İhsan Karaman, eğlence adı altında yılbaşı gecesi aşırı alkol tüketimi nedeniyle bireylerin sadece kendilerine değil etrafındakilere de zarar verdiğini söyledi. Bu durumdan en çok ailelerin muzdarip olduğunun altını çizen Karaman,“Bu olayları önceden görüp tedbir almak ve sahip çıkmak gerekiyor. Ergenlerin bu tuzaklara düşmesi çok kolay. Tabii ki kamunun da aldığı tedbirler, denetlemeler var, olması da gerekir. Demokrasi ve özgürlük olduğu sürece‘gitmeyeceksinşurada oturup kalkmayacaksın’ diye de söylenemez. Fakat ebeveynler ve sivil toplumlar bunu kendilerine görev bilmeli.” diyor.
Bel fıtığı tedavi edilmezse felce neden olabilir
Persembe, 02.01.2014, 12:03pm
Denizli Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Engin Çiftçi, bel ve boyun fıtıklarına bağlı ağrıların toplumda çok sık ve yaygın olarak görüldüğünü kaydederek, bu rahatsızlıkların tedavi edilmediği takdirde ileride felç durumlarına yol açabileceğini söyledi.Beyin Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Engin Çiftçi ağrının, toplumda en çok karşılaşılan sorunlardan biri olduğunu ve ağrıların en çok bel, boyun, sırt bölgesinde görüldüğünü söyledi. Dr. Çiftçi, ağrıların önemli bir kısmının sebebinin bel fıtıkları ve boyun fıtıkları olduğunu ifade ederek,"Bel ve boyun fıtıklarının önemli bir kısmının sebebi, ağır işler sonucunda boyuna ve bele binen yükün, orada basınç oluşturmasına bağlı omurga kemikleri arasında bulunan disklerin fıtıklaşmasıdır. Bu fıtıklar, ters bir hareketle, ağır yük kaldırmayla, hapşırma bazen de tuvalette ıkınmayla oluşabiliyor. Bu yüzden bunlara dikkat etmek gerekir. Bazı insanlarda hiçbir zorlama olmadığı halde ailesel olarak fıtık gelişebilmektedir. Yani ailenin neredeyse tüm fertlerinde bu tür rahatsızlıklar görülebilmektedir" dedi. ÇEŞİTLİ TEDAVİ YÖNTEMLERİBel ve boyun fıtıklarındaçeşitli tedavi yöntemleri olduğunu dile getiren Beyin Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Engin Çiftçi, fıtıkların önemli bir kısmının ameliyatsız olarak tedavi edilebildiğini belirterek, "Ancak bel ve boyun fıtıkları olan hastalar, medikal tedaviden yani fizik tedaviden, ilaç tedavisinden veağrı tedavisinden fayda görmemişse hastalarda ciddi kuvvet kayıpları yani halk arasında 'felç' denen durumlar ortaya çıkmaya başlamışsa acil ameliyatlar gerekebilir. Hastanemizde bu fıtık ameliyatları iyi bir şekilde yapılabilmektedir. Hastalar bazen ameliyatlardan çekinip, korkmaktadır. Ancak korkulacak, çekinecek bir sorun yoktur. Yıllarca ağrı çekerek fıtıkla yaşamaktansa, ameliyat olmak daha iyi bir çözümdür. İş kayıpları engellenir, sporlarını daha rahat yaparlar, hiçbir sıkıntı yaşamazlar. Ve normal hayatlarını, ağrısız bir şekilde, oluşabilecek felç gibi durumlar önlenmiş bir şekilde devam ettirirler" diye konuştu.Denizli bölgesinde kırıkçı ve çıkıkçılara 'bel çektirme' vakalarının çok olduğunu belirten Beyin Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Engin Çiftçi, hastaları bel fıtığında işin ehli olmayan kişilere gidilmemesi konusunda uyardı. Dr. Çiftçi, eğer bir bel fıtığı varsa ve ameliyat gerekmiyorsa işin uzmanına danışmadan kesinlikle bel çektirme işinin yapılmaması, eğer yapılacaksa da uzman kişiler tarafından yapılmasının daha uygun olacağını söyledi.(İHA)
Çocuk gelişimi için doğru oyuncak şart
Persembe, 02.01.2014, 10:48am
Çocukların zihinsel gelişimi ve hayal dünyasını destekleyen oyuncak seçiminin önemine dikkat çeken PAL Eğitici Oyuncak Ürün Geliştirme Müdürü Murat Üstünbaş, oyuncak konusunda çocuktan önce anne babayı eğitmek gerektiğini savundu.Çocukların gelişim süreçlerinde oyuncaklar öğrenme arkadaşı olarak eşlik ediyor. Hayal dünyası ve zihinsel gelişimi destekleyen oyuncaklar çocuğun gelişimi ve geleceği için belirleyici rol oynuyor. Kimi oyuncaklar ileride çocukların sosyal yaşantısına ve derslerine olumlu katkı yaparken, yanlış tercihler telafisi zor kişilik hasarlarına neden olabiliyor. Bu yüzden oyuncak seçimi konusunda öncelikle ebeveynlerin eğitilmesi gerektiğini savunan PAL Eğitici Oyuncak Ürün Geliştirme Müdürü Murat Üstünbaş, anne-babaları, "Bazen çok iyi niyetle yaptığımız, çocuğumuz mutlu olsun diye aldığımızbir oyuncak, çocuğun yaş grubu ve gelişim evreleri için uygun değilse bu, çocuğun ileriki aşamalarda gelişim evrelerine de engel oluyor." diyerek uyardı. Üstünbaş, özellikle 0-3 yaş döneminin çocuğun hem kişilik yapısının hem düşünce yapısının oluştuğu dönem olmasınedeniyle bu yaşta alınan oyuncağın özenle seçilmesi gerektiğini dikkat çekti.PARAGRAF SORULARINDAKİ BAŞARININ SIRRIAlınan her oyuncağın çocuğun geleceğine yön verdiğini ifade eden Üstünbaş, ilginç bir örnek verdi ve üiversiteye giriş sınavlarındaki paragraf sorularına atıfta bulundu. Üstünbaş, "Örnek vermek gerekirse; üniversite sınavında paragraf soruları her öğrencinin çok ciddi sıkıntı yaşadığı sorular. Paragrafı okursunuz, soruya geldiği zaman tekrar paragrafa dönme ihtiyacı hissedersiniz çünkü çocuk kısa bellek, uzun bellek çalışması yapmamış. İşte söz konusu olan bellek çalışması oyuncaklarda mevcut. Benzeri durum silah vb. oyuncaklar için geçerli. Bu tür oyuncaklar onun ileride yasa dışı işlere bulaşmasına bile neden olabilir. Bu gibi şeylerin raflara bile konulmaması gerekiyor." ifadelerini kullandı.HER YAŞIN OYUNCAĞI FARKLIÜstünbaş'ın verdiği bilgiye göre çocukların bulunduğu yaş aralıklarına göre tavsiye edilen bazı oyuncak türleri şöyle:0-6 ay: Çıngıraklar ve müzikli oyuncaklar. Yumuşak, sıkınca ses çıkaran oyuncak ve toplar. Kırılmaz aynalar, dişlikler, parlak resimler, kumaş kitaplar, birbirine geçen plastik halkalar.7-12 ay: Kırılmaz aynalar, dişlikler, karton bebek kitapları, kapağı açılınca içinden çeşitli nesneler fırlayan kutular, büyük tüylü oyuncaklar, itme-çekme oyuncakları.1-2 yaş: Kırılmaz aynalar, dişlikler, karton bebek kitapları, kapağı açılınca içinden çeşitli nesneler fırlayan kutular, büyük tüylü oyuncaklar, itme-çekme oyuncakları. Bebek arabaları. Üç tekerlekli bisiklet. Legolar, küpler, içi çe geçirerek şekiller üretebileceği oyuncaklar. Yapbozlar. Rakam/sayma oyuncakları. Oyunhamuru. Basit kısa öykülerin yer aldığı kitaplar.3-6 yaş: Küçük trenler, akülü arabalar. Renk, şekil ve resme göre eşleştirme oyuncakları. Her türlü ritim enstrümanı, piyano. Çeşitli boya kalemleri, resim kağıtları. Basit video oyunları. Oyuncak daktilo veya bilgisayar. Resimli kitaplar, alfabe kitapları, tanıdık yerleri ve kişileri anlatan kitaplar, gerçekçi öyküler.(CİHAN)
Göz hastalığı, göz rengini değiştiriyor
Persembe, 02.01.2014, 08:46am
Dünyagöz Adana Hastanesi Opr. Dr. Yetkin Özgan, fuchs hastalığını irisin yıllar içerisinde renk farklılığı göstererek, kahverengi gözlerin yeşile, yeşil gözlerin maviye dönmesi olduğunu söyledi.Özgan yaptığı açıklamada, göz renklerinin farklılığı olarak tarif edilen fuchs hastalığı, katarakt ve göz tansiyonuna (Glokom) neden olabildiğini belirterek, "Kişinin gözünün bir tarafının açık diğer tarafının koyu olması doğumsal bir hastalığa işaret ediyor. Fuchs hastalığı denilen bu özel sendromda açık olan göz, doktorlar tarafından doğuştan rahatsız olan göz olarak tarif ediliyor" dedi.Özgan, göz renginin değişmesinin katarakt ve glokomun habercisi olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:"Fuchs hastaları, üveit denilen göz içi iltihabı, göz tansiyonu ve katarakt riski taşıyor. Bir gözü koyu diğer gözü açıkolan kişilerin hiçbir yakınmaları olmasa bile mutlaka doktor tarafından takip edilmeleri gerekiyor. Fuchs hastalığının belirtileri hafif ağrı, gözde sulanma ve kızarıklık olabililir. Uzun yıllar hiç belirtisi olmadan da kişi fuchs hastası olabilir. Bu hastalığın sebebi tam olarak bilinmiyor ancak kedi-köpek parazitleri, virüslerin veya öküler travmanın bu hastalığa neden olabilir. Hastalık gözde ağır hasara neden olmayabilir."Özgan, fuchs hastalığının en sık görülen komplikasyonunun katarakt olduğunu kaydederek, glokomun daha az görüldüğünü, görme kayıplarının da bu komplikasyonların şiddetine göre değiştiğini anlattı. Fuchs hastalığının tedavisinde kortizonlu damlalara başvurduklarını dile getiren Opr. Dr. Yetkin Özgan, "Bu damlalar kontrolsüz kullanılırsa glokom katarakta yol açar. Bu nedenle hastalığın tedavisiyan etkileri düşünüldüğünde çoğu zaman tedavi önerilmez. Ancak şiddetli enflamasyonun olduğu alevlenmelerde dikkatlice kortizonlu damlalar kullanılır" dedi.(İHA)
Gülümseme, hayat kalitesini artırıyor
Carsamba, 01.01.2014, 11:50pm
Günümüzde birçok bilim adamı pozitif bir yaşamın, hayatı daha kolaylaştırdığını anlatıyor.Zira negatif bir ruh hali adrenalin demek. Adrenalin ise stres ve sıkıntı. Aşırı stresin ise bedenin ve ömrün en büyük düşmanı olduğu biliniyor. Psikolog Kutay Ürkmen, insanların odağının negatiften pozitife çevrildiğinde bedenin hormon salınımlarının da hemen değiştiğini söylüyor. Negatif ruh halindeki bedenin“Tehlikedesin, tehdit altındasın, dikkat…” demek için adrenalin pompaladığını, pozitifken“Herşey yolunda, rahat ol” demeküzere endorfin yani mutluluk hormonu salgıladığını belirtiyor. Ürkmen’e göre mutluluk hormonu salgılamak için gülmeyi öğrenmek ve gülmenin vücuttaki büyüsünü hatırlamak gerekiyor. Gülümsemenin, en masrafsız hediye olduğunu dile getiren Ürkmen, şu tavsiyelerde bulunuyor:“Gülümseme; sağlık, para, pozitif enerji gibi kazanımları sayesinde kişilerin hayat kalitesini artırır. Kişinin gülümsemeyi unutmasıyla günlük hayatta yaşadığı stres daha etkili bir hal alacaktır. Gülümsemeyi, kendinizden ve çevrenizdekilerden esirgemeyin. İçten bir gülümseme, ilişkilerinizin daha samimi ve daha güven verici olmasını sağlar. Yapmacık bir gülümseme bile insanlarda asık bir yüzden daha iyi etkiler bırakır.”
Damak tadı ve haz uğruna sağlık tehlikeye atılıyor
Sali, 31.12.2013, 11:50pm
Artan obezite ve sağlık problemlerine karşı uzmanlar, bitki çayı, 6 öğün yeme gibi birçok reçete açıklıyor. Tıp tarihçisi ve eczacı Prof. Dr. Ayten Altıntaş ise“Önceki nesil, ne detoks yapıyor ne de 6 öğün yiyordu. Ama oruçla arınan bu insanlar, evden sokağa, mutfaktan giyime kadar her alanda sağlıklı yaşıyordu.” diyor.Uzun yıllar Osmanlı Tıp Tarihi üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Ayten Altıntaş, çalışmalarını‘Sağlığın Can Damarı-Osmanlı Tıbbında Sağlıklı Yaşam’ isimli kitabında özetleyerek okura sundu. Yediveren Yayınları’ndançıkan kitabında Osmanlı’da sağlığın ev mimarisinden giyim kuşama, mutfaktan sokağa kadar her alanda öncelikli olduğunu hatırlatan Prof. Altıntaş,“Osmanlı’da tüm yiyecekler gıda ve ilaç olarak ikiye ayrılır, ona göre tüketilirdi. Şimdi ise gıdaların yüzde 80’i tarım ilacı oldu.” ifadelerini kullanıyor. Osmanlı hekimlerine göre sağlık için az yemenin önemli olduğunu aktaran Altıntaş,“Yemeküstüne yemek yemeyi cinayet olarak nitelendiriyorlar. Günümüzde ise özellikle zayıflamak için öğünlerin sıklaştırılması öneriliyor. Oysa Osmanlı hekimlerine göre günümüzdekinin aksine çok öğün yemek çok zararlı. Sık yemek yendiğinde zayıflanıyor ancak vücut ihtiyarlıyor. Ara öğünler metabolizmayı yoruyor ve yaşlanmayı da hızlandırıyor.” uyarısında bulunuyor. Osmanlı tıbbında detoksun da çok önemli olduğunu aktaran yazar,“Ancak günümüzdekinden daha zengin bir arınma kültürü vardı. En güzel arınma ve detoks oruç olarak kabul edilirdi. Bunun dışında kan aldırma, müshil içme, düzenli ve az yeme, kusma, sülük tutturma ve özellikle bahar ayında yapılan hacamat arınma ve detoks için çok önemliydi.” diye konuşuyor.DAMAK TADI VE HAZ, SAĞLIĞIN ÖNÜNE GEÇİYOREski Osmanlı mutfağının Osmanlı hekimlerinin bilgisi üzerine kurulduğunu vurgulayan yazar,“Günümüzde Türk gurmeler, Osmanlı hekimlerinin bilgilerine kesinlikle göz atmalı. Çünkü damak tadı ve haz, sağlığın önüne geçti.”şeklinde konuşuyor.“Günümüzde yaygın kullanılan ziraat kimyasalları böbrek ve karaciğerlere zarar veriyor. Şimdilerde organik pazarlar tercih ediliyor. Ancak bir gıda ürününün sadece organik olması yeterli değil. Onu doğru şekilde ve doğru besinlerle tüketmek önemli.” diyen Prof. Ayten Altıntaş, Osmanlı’da giyimin bile modaya göre değil, sağlığa göre ayarlandığını ve yazın mutlaka keten, kışın ise yün tercih edildiğini anlatıyor.Osmanlı hekimlerinin mana alemine de dikkat çektiğini belirten Altıntaş,“Hekimler hastalarına sadece bedene değil, ruha lezzet veren gıdalar da tavsiye ederdi. Bunlar müzik, koku ve şerbetlerden oluşuyordu.” diyor.Osmanlı tıbbında sporun da çok önemli bir yeri olduğunu aktaran Prof. Altıntaş şu ilginç bilgileri veriyor:“Osmanlı’da iç organlara dahi spor yaptırılırdı. Bunun için at arabasına binilmesini tavsiye ederlerdi. Böylece yol boyunca sallanan karaciğer, mide gibi organlar da spor yapmış oluyordu. Günümüzde bunu sağlamak için minibüsle yolculuk tercih edilebilir. Spor yaparken terlemek doğru değil. Sağlıklı spor, terlemeye başlayana kadar yapılandır. Osmanlı hekimlerinde spor sadece kemik ve kasın sporu değildi. Güzele bakmak gözün, güzel ses işitmek kulağın, güzel koku burunun, güzel tatmak dilin ve yumuşak şeylere dokunmak da tenin sporu kabul edilirdi.”Günümüzde tıbbın, kronik hastalara yol göstermediği için hastaların kimyasal ilaçların zararlarından dolayı alternatif tıbba yüklendiğini kaydeden Altıntaş,“Oysa bu konuda da bilinçsizce hücum etmek çok yanlış. Çaylar, şerbetler ve baharatlar ilaçtır, su gibi bilinçsizce kullanılmamalı. Bugün tıp fakültelerinde alternatif tıp dersi yok maalesef.” diyor.OSMANLI’DA TÜM HEKİMLER‘AİLE’ HEKİMİYDİOsmanlı hekimlerinin hastalarını çok iyi tanıdığını söyleyen yazar,“Günümüzde aile hekimi uygulaması bunun yerini doldurmalıydı ancak olmadı. Eskiden hekim mutlaka hastanın evine gider, hastasını yaşadığı yerde görürdü. Osmanlı hekimleri tayin oldukları yerde 1 yıl hekimlik yapmazdı. Yaşadığı şartları, hava şartlarını, yenilen ve içilenleri inceler o beldenin halkının sağlık şartlarını gözlemlerdi. Hastane dediğimiz şifahanelere ise sadece seyyahlar ve kimsesizler giderdi.” bilgisini veriyor. Osmanlı tıbbında duygulara da çok önem verildiğini söyleyen Prof. Ayten Altıntaş,“Enönemli mesele‘Bu da geçer Ya Hu!’ diyebilmekti. Böylece stres, depresyon gibi hastalıkların önüne geçiliyordu.” diyor.
Çocukta ateş, enfeksiyon habercisi
Sali, 31.12.2013, 11:50pm
Çocuklarda oluşan ateşli hastalıklar, çoğu zaman bir enfeksiyon belirtisi olabiliyor. Vücuda giren mikrop vücut ısısının artmasına sebep oluyor.Tüm önlemlere rağmen çocukların yılda 5-6 kez ateşli hastalık geçirebileceklerini, kreşe, anaokuluna başladıkları yıl bu sayının daha da artabileceğini belirten Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Gebeşçe, her ateşli durumda antibiyotiğe başvurulmaması gerektiğini ifade ediyor. Uzman Gebeşçe,“Farenjit, sinüzit, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, bronşiolit, pnömoni gibi alt solunum yolu enfeksiyonları, ishalli hastalıklar, idrar yolu enfeksiyonları, döküntülü hastalıklar, menenjit, kemik iltihabı gibi ağır hastalıklar, çocuklarda görülen en sık ateşlenme sebeplerindendir.” wdığını vurgulayan Gebeşçe, antibiyotiklerin rastgele kullanılmamasını öneriyor. Vücutta görülen ateşin yararlı bir reaksiyon olmasına rağmen arttığı ve hızlı yükseldiğinde çocuğa zararlı olabildiğini söyleyen uzman,“Ateş ile beraber havale geçirme, tekrarlayan kusma ve ishal olması, prematürelerde ateş, üç günden uzun süren ateş, ciltte kırmızı, mavi döküntülerin olması gibi durumlar ateşin ciddiyetini gösterir. Bu durumda ateş evde düşürülmeye çalışılmamalı ve bir doktor yardımı alınmalı.” ifadelerini kullanıyor. Arzu Gebeşçe şu önerilerde bulunuyor:“Bebeklik aşıları düzenli olarak yaptırılmalı. Anne sütü ile beslemeye 2 yaşa kadar devam etmek de oldukça önemli. Ayrıca çocuğa bol sıvı vermek, meyve-sebze yedirmek, kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre tutmamak, el ve besin temizliğine dikkat etmek de çocukları ateşli hastalıklardan korumak için dikkat edilmesi gereken hususlardan.”
Nemli hava, kalbi soğuk havadan daha çok etkiliyor
Sali, 31.12.2013, 11:50pm
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nden Doç. Dr. Hakan Poyrazoğlu, kalp sağlığı açısından nemli havanın soğuk havadan daha tehlikeli olduğunu söylüyor.Kuzey Avrupa ülkeleri ve Rusya’ya göre Türkiye’ninçok soğuk bir yer olmadığına dikkat çeken Poyrazoğlu, soğuk havanın kalbe bir zararının olmadığını anlatıyor. Tedbir alınırsa normal koşullarda soğuk havanın insan sağlığı açısından risk oluşturmadığını belirten Hakan Poyrazoğlu, şunları kaydediyor:“Halk arasında‘soğuk hava kalbe zararlıdır’ diye bir anlayış var ama bu çok doğru değil. Özellikle nemli iklimde yaşayanlar daha çok sorun yaşar. Mesela çocukluktan itibaren yaşanan romatizmal hastalık, ileride kalp sağlığına olumsuz etki yapar. Romatizma ve sızı gibi rahatsızlıklara ise nemli ortamlar neden olur. Genel olarak aileden genetik olarak gelen bir kalp rahatsızlığı yoksa çevresel faktörlere, beslenme biçimine ve spor alışkanlığına dikkat edilmeli.”
Kötü kolesterol, Alzheimer sebebi
Sali, 31.12.2013, 08:44am
ABD'li bilim insanlarının yaptığı bir araştırma, kötü kolesterolün Alzheimer hastalığı ile bağlantısını ortaya çıkardı.California Üniversitesi araştırmacıları, damarlarda daralmaya yol açan kolesterolün, Alzheimer hastalığında ortaya çıkan beyindeki bir protein ile ilişkisi olduğunu gösteriyor. Alzheimer hastalarında, amilod peptid protein kümeleri, beyin hücrelerine yapışıyor. Bu kümeler, hafıza, ruhsal durum ve davranışları etkiliyor.Yüksek yoğunluklu lipoprotein denilen iyi kolesterolün sağlığı koruyucu işlevi var. Düşük yoğunluklu lipoprotein ya da kötü kolesterol ise damarlarda daralmaya ve kalp hastalıklarına yol açabiliyor. Bu araştırmayla, kolesterolün sadece kalp değil, beyin üzerinde de etkisi olduğu ortaya çıkarıldı.70 yaş ve üzeri 74 erkek ve kadının sağlık durumu incelenerek yapılan araştırmayı yürüten ekibin başındaki Profesör Bruce Reed, araştırmalarının, hafıza kaybı, Alzheimer şikayeti olan kişilerde kolesterol tedavisinin önemini ortaya koyduğunu belirtti.Uzmanlara göre, beyin sağlığını korumanın yolu, dengeli bir diyet, sağlıklı bir kilo, sigaradan uzak durma, düzenli egzersizyapma ve tansiyon ile kolesterole dikkat etmekten geçiyor.(İHA)
Yılbaşında silah sesleri duyunca Arif’imin acısı tazeleniyor
Sali, 31.12.2013, 12:56am
İlkokul öğrencisi Arif Dallı, 2013’ün ilk dakikalarında yılbaşı kutlaması yapan magandaların kurbanı olduğunda henüz 11 yaşındaydı.İzmir Bornova’da havai fişek kutlamalarını seyretmek için babası ve kardeşleriyle evlerinin çatısına çıkan Arif, kimliği belirsiz magandaların silahından çıkan kurşunla yaralandı. Hastaneye kaldırılan Arif, bütün müdahalelere rağmen 10 gün sonra hayatını kaybetti. Nihat Gündüz İlköğretim Okulu 5. sınıf öğrencisi olan Arif’inölümüne sebep olan kişi ise aradan geçen bir yıla rağmen bulunamadı. Yeni yıla saatler kala Dallı ailesinin acısı yine tazelendi. Baba Şerafettin Dallı,“Yılbaşı günlerini hiç istemiyorum, benim yerimde kim olsa istemez. Özellikle saatin 00.00 olmasını hiç istemiyorum. Sevinç adı altında atılan silah seslerini duyunca acım katbekat artıyor. Arif’im aklımdan çıkmıyor.” diyor. Devlet yetkililerinden, silahların toplanmasını isteyen acılı baba, alkol alıp bir dakikalık keyif için bilinçsizce sağa sola atılan silahın acısını, bir ömür çekeceğini söylüyor. Baba Dallı, Arif’in ne ilk ne de son olduğunu belirterek, yetkililerden artık magandaların önüne geçmesini istiyor. Piyasada çerez satılır gibi pompalı tüfek, tabanca satıldığına dikkat çeken acılı baba,“Maganda kurşunları, milletin başına bela oluyor. Devlet yetkililerinin buna çare bulması, silahları toplaması lazım. Herkeste silah var. Düğünlerde tak tak silah atılıyor. Devlet bu olayların üzerinde durmuyor. Olaydan sonra Arif’im unutuldu, ne arayan var ne soran. Aslında böyle şeylerin unutulmaması gerekiyor.” diye konuşuyor.Aile olarak perişan olduklarını anlatan Şerafettin Dallı, bir ömür boyu yılbaşı gecelerinin gelmesini hiç istemeyeceğini kaydediyor. Oğlunun katilinin hâlâ bulunamadığını, bu sebeple ömrünün sonuna kadar acısının hafiflemeyeceğini anlatan Dallı,“Ne olur, sevinirken silah kullanmayın. Masum insanların canına kıymayın.” ifadelerini kullanıyor.
Adliyelerde görüşme odası yok, mahrem bilgiler kantinde anlatılıyor
Pazartesi, 30.12.2013, 11:50pm
Aile veçocuk mahkemelerinde davanın seyrini etkileyecek raporların hazırlandığı uzman görüşmeleri yapılıyor. Ancak uygun mekân bulunmadığı için bu görüşmeler sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilemiyor. Herkesin rahatça girip-çıkabildiği mekânda yapılan uzman görüşmelerinde aileler ve çocuklar, mahrem bilgilerini anlatmak istemiyor.Aile ve çocuk mahkemelerinde hakim ve savcıların yanında sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve pedagoglar görevlendiriliyor. Adliyedeki uzmanlar, boşanma, velayet, şahsi münasebet tesisi, evlat edinme, çocukların sanık, tanık veya mağdur olduğu davalarda hakimin takdirine bağlı olarak rapor hazırlıyor. Olayın aydınlanmasına katkı sağlayan ve davaların seyrini etkileyen raporların sağlıklı hazırlanabilmesi için görüşmelerin uygun ortamda yapılması gerekiyor. Çocuklarla görüşme yapılan odanın onlarla iletişimi kolaylaştıracak şekilde tefriş edilmiş olması lazım. Ancak Türkiye’deki yüz binlerce aile ve çocuk davalarının görüldüğü adliyelerin birçoğunda görüşme odası yok. Bu sebeple uzmanlar, muhataplarıyla mahkeme salonunda, kalem odasında, kantin ya da kafeteryada görüşmek zorunda kalıyor. Eşler sorunlarını ve mahrem bilgilerini herkesin rahatça giripçıkabildiği ortamlarda anlatmak zorunda kalıyor. Çekindiği için bazı sorunlarını gizlemek zorunda kalanlar var. Özellikle çocuk mahkemelerinde görüşme odası bulunmadığı zaman istismara uğrayan, suça itilen veya suça tanık olan çocuklarla görüşmeler de kafeteryada veya mahkeme salonlarında yapılıyor.Kimi mahkemelerde ise 10 uzmana bir görüşme odası düşüyor. Bu sebeple uzmanlar muhataplarıyla görüşebilmek için uzun sıralar bekliyor. Bazı adliyelerde görüşme için tahsis edilen odalar, genellikle çocukların ruhi yapısına ve kolay iletişim kurmasına uygun değil. Ankara Adliyesi’nde psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanı toplam 50 kişi görev yapıyor. Bu uzmanlara tahsis edilen oda olmadığı gibi muhataplarıyla görüşmelerini yapacakları oda da mevcut değil. Bu sebeple görüşmelerini ya mahkeme salonunda ya da kalem odasında yapıyorlar. Ankara Adliyesi’nde görev yapan bir uzman,“Boşanma davalarında karı-koca sorunlarını adliyeye gelen herkesin kolayca girip çıkabildiği mahkeme salonunda anlatmak durumunda kalıyor.” diyor.İstanbul Bakırköy Adliyesi’nde 11 aile mahkemesi var. Toplam 20 uzman, 6 ve 7’şer kişilik odalarda hizmet veriyor. Çocuklara göre dizayn edilmemiş iki görüşme odası var. 20 uzman görüşme yapabilmek için sıra bekliyor. Bu sırada mağdur, tanık veya sanık sıfatıyla gelen çocuklar, adliye koridorlarında beklerken şahit olmamaları gereken hadiselerle karşılaşabiliyor. Burada çalışan bir uzman,“Çocuklar, bir davayla ilgili konuşacaksa oyunla, iletişimle anlatabilirler. Odanın çocuklara göre süslenmesi gerekiyor. Bakırköy’de görüşmeler için zemin katta iki adet oda tahsis edilmiş. Bu odalar soğuk ve çocuklara göre dizayn edilmemiş. Görüşmeye uygun değil. Bir masa ve sandalyelerden ibaret.” diye konuşuyor. Mersin’de 6 aile, 2çocuk mahkemesi var. Görüşme odası yok. 4 sosyal hizmet uzmanı, 12 psikolog, 12 pedagoğun görev yaptığı adliyede uzmanlar, görüşmeleri kendi odasında yapıyor.AİLELER, MAHREMİNİ HERKESE AÇIK YERDE ANLATAMIYORSosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Başkanı Murat Altuğgil, aile ve çocuk davalarında uzmanların hazırladığı raporların büyük önem taşıdığını belirtiyor. Bu raporları hazırlarken muhatapları uygun ortamda dinlemeleri gerektiğini ifade eden Altuğgil, şunları vurguluyor:“Bir mağduriyet varsa‘kim mağdur etti’,‘olay nasıl gerçekleşti’ gibi soruların cevapları görüşmeler sonucunda ortaya çıkar. Davanın seyrini etkileyecek kanıtlar bu görüşmeler düzgün yapılabilirse ortaya çıkar. Sağlıklı bir görüşme için ortamda telefon bulunmaması, kapıda zil olmaması, insanların girip çıkmaması gerekir. Aksi halde aile ve çocuklar bazı özel bilgilerini paylaşmayabilir. Adliyelerde uygun görüşme odalarının bulunmaması çok büyük bir eksikliktir.”Çağlayan Adliyesi’nde 17 aile mahkemesi, 7çocuk mahkemesi, 2 çocuk ağır ceza mahkemesi var. Yılda binlerce aile davası görülüyor. Burada toplam 38 uzman hizmet veriyor. Hepsinin kendi odaları bulunuyor. Adliyede görevli bir uzman,“Kendi odalarımızı görüşme odası olarak kullanıyoruz. Çocukların ruhuna uygun olarak düzenledik. Adliyelerde hâlâ görüşme odası sorununu konuşuyor olmamız çok acı.” ifadelerini kullanıyor.
Eşinizin gönlünü sevgi ve saygı ile fethedin
Pazartesi, 30.12.2013, 12:41pm
Erzincan Müftüsü Galip Akın, bayanlara eşlerine karşı tatlı dilli olmaları tavsiyesinde bulunarak, "Eğer sonuç almak istiyorsanız, acı söz, hakaret, tartışma ve eşinizi incitmekle bir yere varamazsınız. Tatlı dilli olun. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkardığına göre, eşinizyılandan da mı kötü? Önce siz eşinize göstereceğiniz sevgi, saygı ile gönlünü fethedin. Onun isteklerini yerine getirerek kozlarını elinden alın." dedi.Erzincan'da kadınlara yönelik 'Aile İçi Şiddet ve Çözüm Yolları' konulu seminer düzenlendi. İl Müftüsü Galip Akın tarafından düzenlenen seminerde, eşler arası yaşanan geçimsizlikler ve şiddet hususlarının önlenmesi konusunda bilgi aktarıldı. Müftülük konferans salonunda düzenlenen ve seminere konuşmacı olarak katılan Müftü Galip Akın, kadınlara önemli nasihatlerde bulundu. Çok sayında kadının ilgi ile dinlediği seminerde aile içi şiddet ve çözün noktaları hakkında önemli ipuçları veren Müftü Galip Akın, "Eşler arası geçimsizliklerde 'şiddet' önemli bir rol oynar. Erkeğin otoritesini kuramadığı zaman, en sık başvurduğu silah dayaktır. Toplumumuzda dayakla ilgili çok yanlış tutum ve kabullenmeler var. Kimi erkekler dayakla otorite kurar ve sürdürür. Bazen de dayak, ters teper, otoriteyi kırar. Kimi durumlarda ise dayak etkili olur; ancak erkek sevgiyle değil, hep korkuyla ve nefretle hatırlanır. Kadın, erkeğini kızdırmamak, ağır hakarete uğramamak veya dayak yememek için istemeyerek saygı gösterir. 'Her şeyden önce şefkati sonsuz olan Rabbimiz, 'şefkat kahramanı' olan kadınları erkeklere emanet etmiş. Emanete hıyanet etmemelerini, emin ve güvenilir olmaları gerektiğini her fırsatta vurgulamış ve onları yani bizerkekleri bu konuda uyarmıştır. Evlilik, eşler arasındaki aşk ve sevginin şiddetlenmesi ve kuvvet kazanması anlamına gelmelidir, sertlik göstermek, dayak ve şiddete başvurmak ve sonuçta ayrılığa kapı aralamak değil." açıklamasında bulundu.DAYAKLA SEVGİ BAĞDAŞMAZSeminerde dayakla sevginin bağdaşmayacağını söyleyen Müftü Akın, "Düşünün! Eşinizde ne kadar güzel huylar, meziyetler, hünerler var. Olumlu hareket onun başarısını, size karşı olan güvenini ve sevgisini arttırır; dayak ve hakaret sizdeki meziyetleri öldürür, şevkinizi kırar. 'Beni sopalayan bir erkek için mi bunca sıkıntıya katlanıyorum' diye düşünürsünüz. Dayak, şefkatle de bağdaşmaz. Kadın bazı bakımlardan zayıf ve erkeğin desteğine muhtaç bir şekilde yaratılmıştır. Zaten yüreğiniz ona karşı şefkat ve merhamet hisleriyle doludur. Hem dayak erkeği yanlış tanıtır. Konuşarak, teşvik ederek, ödüllendirerek ikna yoluna gitmeliyiz. Temel hak ve özgürlüklerden hiç kimse mahrum edilmemelidir."KADINLAR TATLI DİLLİ OLMALIMüftü Galip Akın, "Eğer sonuç almak istiyorsanız, acı söz, hakaret, tartışma ve eşinizi incitmekle biryere varamazsınız. Tatlı dilli olun. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkardığına göre, eşiniz yılandan da mı kötü? Önce siz eşinize göstereceğiniz sevgi, saygı ile gönlünü fethedin. Onun isteklerini yerine getirerek kozlarını elinden alın. Erkekler de dayaktan medet ummamalıdırlar. İsteklerini, zor ve baskıyla değil, tatlılıkla ve güzellikle yaptırmaları gerekmektedir. Ailece sevin, sevilin, övün ve hak edeni takdir edin. Böyle yapmakla bir şey kaybetmez, aksine çok şeyler kazanırsınız. Böyle olursa ancak ailede hayat gerçek manada huzura ve mutluluğa dönüşecektir." dedi.(CİHAN)
Gıdada hijyen, alışverişte başlar
Pazartesi, 30.12.2013, 12:30pm
Besin maddelerinin hazırlanması ve tüketime sunulmasında mutfaklar en önemli alanı oluşturuyor. Mutfakta gıda güvenliğinin sağlanması aynı zamanda ev halkının güvenliğinin sağlanmasıyla yakından ilişkili. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı ÖğretimÜyesi Prof. Dr. Ümit Gürbüz, mutfak hijyeni ve gıda güvenliğinin besin maddelerinin alışveriş aşamasıyla başladığını, saklanma ve pişirilmesiyle devam ettiğini belirtti. Gürbüz'e göre satın alınacak gıda maddeleri sınıflandırılmalı, temizlik ve gıda ürünleri farklıgünlerde satın alınmalı.Prof. Dr. Ümit Gürbüz, mutfak hijyeni ve gıda güvenliğinin, besin maddelerinin satın alınma işlemlerindeki titizlikle başladığına dikkat çekti. Prof. Dr. Gürbüz, "Alışverişe çıkmadan önce hangi besin maddelerinin satın alınacağının belirlenmesi, evde gıda güvenliğinin sağlanmasının ilk basamağını oluşturur. Mümkünse temizlik malzemeleri ile gıda maddelerinin alışverişleri farklı günlerde yapılmalıdır." tavsiyesinde bulundu.Satın alınacak gıda maddelerinin bakliyat grubu, meyve-sebze grubu, süt grubu, peynir grubu,yumurta, işlenmiş et grubu, taze et grubu ve dondurulmuş gıdalar olmak üzere sınıflandırılmasını öneren Gürbüz, "Bu sınıflandırma, aynı zamanda hangi tip gıda maddelerinden hangi oranda aldığınızı da belirleyecektir. Sağlıklı ve dengeli beslenme satın alınan gıda maddelerinin oranıyla da yakından ilgilidir." dedi."ALIŞVERİŞ SONRASI POŞETLEME YAPARKEN ÜRÜN GRUPLARINA DİKKAT"Gıda maddelerinin sınıflandırıldığı şekilde poşetlenmesi gerektiğini söyleyen Gürbüz, böylelikle gıda maddelerinin benzer özelliklerine göre muhafaza altına alınmasının kolaylaşacağını ifade etti. Ürünlerin son kullanma tarihleri, kullanım şekilleri ve muhafaza şartlarının detaylı olarak incelenmesi gerektiğinin altını çizen Gürbüz, "Promosyon ürünlerinin son kullanım tarihlerine daha dikkatli bakılmalıdır." hatırlatmasını yaptı."ALIŞVERİŞ ESNASINDA HAYVANSAL KAYNAKLI ÜRÜNLER EN SON ALINMALI"Gıda maddelerini alırken en son hayvansal kaynaklı ürünleri satın alınması gerekliliğine değinen Gürbüz, gıda maddelerini satın aldıktan sonra alışveriş merkezlerinde fazla zaman kaybedilmemesi, satın alınan gıda maddelerinin niteliklerine göre uygun şeklide muhafazaya alınması gerektiğini belirtti. Gürbüz, "Özellikle soğuk dolaplarda saklanan ürünler mutlaka alışverişin en sonunda satın alınmalıdır." ifadelerini kullandı."GIDA GÜVENLİĞİNDE 4 TEMEL PRENSİP"Gıda güvenliğinin nasıl sağlanacağı ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Ümit Gürbüz, şöyle devam etti: "Evde güvenli gıda servisi yapabilmek için 4 temel kurala uyulmalıdır. Bunlar temizlik, uygun pişirme yöntemi, soğutma ve çapraz bulaşmanın önlenmesidir. Gürbüz, "Kişisel temizliğinize dikkat edilmelidir. Yemek hazırlamaya başlamadan önce üzerinde çalışılan yüzeyler ve kaplar uygun temizlik malzemeleri ile temizlenmeli ve eller tercihen sıcak su ve sabun ile 20 saniye süreyle yıkanmalıdır. Bu şekilde başlangıçta zararlı bakterilerin yayılması önlemiş olur. Gıda ile temasta buluna kaplar başka amaç için kullanılmamalıdır." dedi.Yiyeceklerin pişirilmesi ve ısıtılmasıyla ilgili tavsiyelerde de bulunan Gürbüz, "Uygun pişirme sayesinde, gıda zehirlenmesine yol açan zararlı bakteriler öldürülür. Yiyecekleri, özellikle de etleri iyi pişirmek önemlidir. Etlerin pişirilmesinde dış yüzeyde yanma olmaması, buna karşın merkezde pişmenin tam olması sağlanmalıdır. Yiyecekleri yeniden ısıtırken, her tarafının iyice sıcak olmasına dikkat edilmeli ve bir defadan fazla tekrar ısıtılmamalıdır. Pişirilmiş bir yemek özellikle etli yemekler uzun süre oda sıcaklığında bekletilmemelidir. Bakterilerin gelişimi ve toksinlerin oluşmasını önlemek için ise, gıdaları özellikle et ve et ürünlerini doğru sıcaklıkta tutmak son derece önemlidir. Daima paketin üstündeki etiket bilgileri okunmalı ve hangi şartlarda muhafaza edileceği belirlenmelidir." şeklinde uyarılarda bulundu."ÇAPRAZ BULAŞMA ÇİĞ GIDA MADDELERİNİN TEMASINDAN KAYNAKLANIR"Çapraz bulaşmanın, genellikle çiğ olan gıda maddelerinden bakterilerin diğer gıda maddelerine bulaşmasıyla meydana geldiğine dikkat çeken Gürbüz, şu hatırlatmaları yaptı: "Bakteriler, ya bir gıda maddesinin diğer gıda maddesine teması esnasında doğrudan, ya da ellerden veya kullanılan araç gereçlerden dolaylı olarak geçebilir. Çapraz bulaşma, gıda zehirlenmesinin en önemli nedenlerinden biridir. Çapraz bulaşma oluşmasınıönlemek için çiğ yiyeceklere (örn.,et, meyve, sebze) dokunduktan sonra eller iyice yıkanmalı, çiğ ve yenmeye hazır yiyecekler birbirinden ayrı tutulmalıdır. Çiğ etler, ağzı kapatılabilen kapların içinde buzdolabında muhafaza edilmeli ve bunlardan diğer yiyeceklerin üzerine sızıntı, akıntı olmamasına dikkat edilmelidir. Çiğ yiyecekler ve yenmeye hazır yiyecekler için ayrı doğrama tahtaları kullanılmalıdır."(CİHAN)
Yeşilay, Twitter'dan 'içmeyin' diyecek
Pazartesi, 30.12.2013, 10:47am
Yeşilay, yılbaşı kutlamalarında aşırı alkol tüketimi nedeniyle yaşanan üzücü olayların önüne geçmek için 30 Aralık günü Twitter'dan #İcmesen diyecek. Yeşilay'ın 2014 dileği 'bağımlılıklardan uzak, sağlıklı bir yıl için; #İcmesen' olacak.Türkiye Yeşilay Cemiyeti, #İcmesen etiketi ile yeni yıl kutlamalarında aşırı alkol tüketiminin önüne geçmek için sosyal medyada gündem oluşturmayı hedefliyor. Yılbaşında alkol tüketiminin etkileri üzerine toplumda farkındalık oluşturmayı amaçlayan Yeşilay, 30 Aralık günü Twitter üzerinden saat 21.00itibari ile #İcmesen etiketi ile bilinçlendirme kampanyasını yürütecek.Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman, "Eğlenmek herkesin en doğal hakkı. Maalesef eğlenceyi alkolden bağımsız düşünemeyen bir zihniyet yaratılmaya çalışılıyor. Oysa görüyoruz ki eğlence adı altında yılbaşı gecesi aşırı alkol tüketimi nedeniyle bireyler sadece kendilerine değil etrafındakilere de zarar veriyorlar." dedi.Özel zamanlarda alınan/denenen alkolün zamanla alışkanlığa dönüşebildiğine dikkat çeken Prof. Karaman, "Kendisini sosyal içici olarak sınıflandıran pek çok kişi zamanla bağımlı hale geliyor. Kişiler bunu fark edemiyor ya da fark ettiğinde geç kalmış oluyor. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü, alkol tüketimini en önemli ilk 10 kanser nedeninden biri olarak kabul ediyor. Alkol tüketiminin başta yemek borusu olmak üzereağız, boğaz, karaciğer ve meme kanserine yol açtığı bilimsel verilerle kanıtlanmış durumda. Halk sağlığı alanındaki en prestijli dergi olan American Journal of Public Health'de yayınlanan araştırmaya göre; sadece büyük çapta alkol tüketenler değil, az ve ölçülü miktardaalkol tüketenler de kanser riski taşıyor." şeklinde konuştu.'EĞLENCE KABUSA DÖNÜŞÜYOR'Özellikle yılbaşı geceleri aşırı alkol tüketiminin gerek trafik kazaları gerekse de şiddet, taciz suçlarını tırmandırdığını ifade eden Karaman, "İstanbul'da 2013 yılbaşı gecesi 5 bin polisin görev yaptığı denetimler ile alkollü 1242 sürücünün ehliyetine el konuldu. Denetimlerin yapılmaması halinde ortaya çıkabilecek olan manzarayı düşünmek dahi istemiyorum." dedi.Dünya Sağlık Örgütü'nün 30 ülkeyi kapsayan ve Türkiye'nin de içinde olduğu araştırmaraporuna göre cinayetlerin yüzde 85'i, ırza tecavüzlerin yüzde 50'si, şiddet olaylarının yüzde 50'si, trafik kazalarının yüzde 60'ı, eşlerini dövenlerin yüzde 70'i bu suçlarını alkollü iken işliyor. Alkol bağımlılarında suç işleme oranı yüzde 68 iken, alkol bağımlısıolmayanlarda bu oran yüzde 37.Prof. Karaman, alkolün, eğlencenin temel şartı olarak dayatıldığının altını çizerek "Yeşilay olarak yeni yıl öncesi vatandaşlarımızı sağlıklı düşünmeye çağırıyoruz. Biz kimsenin yaşam tarzına müdahale etmiyoruz. Sadece sivil bir halk sağlığı kurumu olarak kendimizi sorumlu hissediyor ve uyarılarımızla kamuoyunu aydınlatmak istiyoruz. Bütün sağlık kurum ve kuruluşları temsilcilerinin, kamu kurumları yetkililerinin, Türkiye Alkol Politikaları Platformu (TAPP) üyelerinin ve sivil toplum kuruluşlarının bu çağrıya destek vermesini bekliyoruz" dedi. Karaman, "2014'ün bağımlılıklardan uzak, yeni başlangıçlar için sağlıklı adımların atıldığı bir yıl olmasını diliyorum." şeklinde konuştu.(CİHAN)
Kadın konukevlerinde düzenleme gerekiyor
Pazartesi, 30.12.2013, 10:47am
Türkiye’nin toplumsal sorunlarından biri olan şiddet, birçok kadının hayatını karartmaya devam ediyor. Yaşadığı şiddet ve istismardan kurtulmak için devlete başvuran kadınlar, konukevlerine sızan çetelerce fuhşa sürükleniyor. Yetkililer ise koruma altına alınan kadınların derecelendirilmesi gerektiğini belirtiyor.Aile içi şiddete maruz kaldığı için devlete sığınan kadınların derdi bitmiyor. İstismar ve şiddet sebebiyle ilkadım istasyonlarına getirilen kadınlar, burada fuhuş çetelerinin hedefi haline geliyor. İstanbul’da istismara uğrayan kadınların misafir edildiği bir ilkadım istasyonunda fuhuş skandalı yaşandı. İddiaya göre, ilkadım istasyonuna sığınan D.K., konukevindeki diğer kadınları fuhuş çetelerine pazarladı. Skandal, bir istasyon yetkilisinin D.K.’nın kuruma çok fazla giriş çıkış yaptığını tespit etmesiyle ortaya çıktı. Yetkilinin ifadelerine göre D.K., sistemin açığından faydalanarak ilkadım istasyonuna sığınıp. bir süre sonra ise ayrılıyordu. D.K.’nın ardından 10 ila 15 kadının daha konukevinden ilişiğini kesmesi, yetkililerin dikkatini çekti. İlkadım istasyonu kayıtları incelendiğinde, D.K. ve diğer kadınların kurumdan ayrılma tarihlerinin kesiştiği fark edildi. D.K. ile ayrılan kadınların fuhuş çetelerine pazarlandığını ise yine içlerinden birkaçı itiraf etti.İlk adım istasyonunda çalışan Ö.Ç. anlatıyor:“D.K. adlı bir kadın geldi. Kadın burada epeyce kaldı. Her dışarı çıktığında yanında 15-20 kadın götürüyordu. Bu dikkatimizi çekti ve bir gün dışarı götürdüğü kadınlardan birkaçını alıp,‘Ne yaptınız dışarıda?’ diye sorduk ve duyduklarımız kanımızı dondurdu. Meğer bu kadınları hem pazarlamış hem uyuşturucu vermiş hem de kendisi kadınlarla zorla ilişkiye girmiş. Biz‘Neden bunu bize bildirmedin?’ diye sorduğumuzda ise‘Banaçok para verdi’ ya da‘Silahla tehdit edildik’ dedi. Tabii durumu hemen Bakanlığa bildirdik, kadını kurumdan men ettik, mağdur bayanları da tedavi altına aldırdık.”Ö.Ç., bu konudaki kanun açığını,“Bu kadın daha önce de buraya girmiş. Kanuna göre bu kurumlar gelen her kadını almak zorunda. D.K. da bu şekilde şiddete uğramış rolü yaparak içeri giriyor. Kanuna göre kadın beyanı esas.”şeklinde anlatıyor. Bir başka yetkili ise görevlilerin durumu fark ettiği halde harekete geçmediğini iddia ediyor. Söz konusu kişi,“Buraya eşinden dayak yemiş kadın da geliyor, istismara uğrayan da, uyuşturucu bağımlısı olan da. Travma dereceleri ve tedavileri farklı.” diyerek, bir arada kalan bu kadınların birbirlerini olumsuz etkilediklerini vurguluyor. Şahit olduğu bir olayı anlatan yetkili şunları aktarıyor:“D.K.’nın rahat bir yaşam ve kolay iş vaadiyle çocuğunu burada bırakıp fuhşa başlayan kadınlar oldu. Bu kadınların aynı yerde olmaması lazım. Bu yüzden kadın konukevleri ve ilkadım istasyonlarında derecelendirme ya da ihtisaslaşma şart.”Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) İstanbul İl Müdürlüğü’ndeçalışan başka bir yetkili ise“Her istasyon ve kadın konukevlerinde bu tarz sıkıntılar yaşanmıyor. Bu tarz vakaları öğrendiğimiz zaman hemen ilgilenip bakanlığa bildiriyoruz. Burada da benzer bir durum söz konusu. Kadınların yaşadıkları travmaya göre ayrılmaları artık şart. Kadın konukevleri ve ilkadım istasyonlarında ihtisaslaşmaya bir an önce gidilmeli.” diyor.Her ay 5 yüz kadın başvuruyorKadın konukevlerine İstanbul’da sadece 1 yılda 6 bin kadın sığındı. İstanbul’da 8 kadın konukevi, 2 ilkadım istasyonu, 1 erkek konukevi ve 4 adet belediyelere ait konukevi var. ASPB İstanbul İl Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre, buralara ayda ortalama 5 yüz kadın başvuruyor.
Doğuştan felçli ve sakat çocukları toplumdan gizlemek yerine tedavi ettirin
Pazartesi, 30.12.2013, 10:26am
Doğuştan felçli ve sakat çocukların pek çoğunun, tedaviyle düzelmesi mümkünken; aileler tarafından toplumdan gizlenerek, hastalıkların kalıcı hale getirildiği belirtildi.Özel Erzurum Şifa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji doktorlarından Doç. Dr. Hayati Aygün, Türkiye'de ortalama800 bin civarında doğuştan felçli ve sakat çocuk (serebralpalsi) hastası bulunduğuna dikkat çekerek; hastalıkları gizlemenin kimseye yararı olmadığını söyledi. Genellikle doğum öncesi doğum esnasında veya doğum sonrası beyinde oluşan hasarlar sonucu gelişen felç durumlarının, çocuklarda sinirsel ve gelişimsel problemlere yol açtığını belirten Aygün, bu hastalığın çocukların iskelet sistemine çok farklı yansıdığını bu nedenle doğuştan felçli ya da sakatlığı bulunan çocukların mutlaka bir hekim tarafından tedavi edilmesi gerektiğini ifadeetti. Aygün, bu tür hastalar iyi organize olmuş ekipler tarafından takip edildikleri takdirde günlük yaşam fonksiyonlarının iyileştirilmesi adına çok iyi sonuçların elde edilebileceğini kaydetti. Doğumsal olarak ortaya çıkan iskelet sistemi hastalıklarında bir çok problemin birlikte görüldüğüne dikkat çeken Aygün, "Özellikle kas, iskelet sistemi ve sinir sistemi sorunları birlikte değerlendirilmesi dolayısıyla yukarıda da bahsedildiği gibi bu hastaların ortopedist nörolog, fizik tedavi uzmanları tarafından birlikte takibi yapıldığı taktirde olumlu sonuca ulaşmak mümkün olabilecek." dedi. Doğu Anadolu'da, doğuştan sakatlığı bulunan hastaların gerektiği şekilde tıbbi yardım almamasına büyük üzüntü duyduğunu aktaran Aygün, şöyle konuştu: "Son yıllarda bu hastalar için çok iyi ve donanımlı rehabilitasyon merkezleri kuruldu. Bu merkezler hastalar için bir umut kapısı olmayı beklerken hasta yakınları çocuğumu bu şekilde kimse görmesin ne yapalım 'Allah'ın takdiri' böyle imiş diyerek, toplumdan gizlenerek kaderleri ile baş başa bırakmalarını etik bulmuyorum. Doğuştan ya da sonradan gelişmiş sakatlıklarda en büyük hatanın, tedaviye geç kalınması ve ilgili hekimin bilgi ve önerisi dışında tedavi seçenekleri uygulamak olduğunun altını çizen Aygün, Özellikle eksik ve hatalı breys ya da ortez kullanımı konusunda da uyarılarda bulunarak, doğuştan veya sonradan gelişensakatlıkların en doğru tedavi şeklinin ise yeterli tecrübeye sahip hekimler ve fizyoterapist gibi yardımcı personeller ile ortez üretiminde ya da temininde yetkin tedarikçilerin hekim kontrolünde iş birliği yaparak uygulanması gerekir."ŞİFA HASTANESİ HER TÜRLÜ DESTEĞE HAZIR Erzurum Şifa Hastanesi'nin doğuştan ya da sonradan gelişen sakatlıkların tedavi ve takibi için ilgili bütün branşların işbirliği içerisinde ekip ve alt yapı olarak hazır olduğunu ifade eden Aygün, aileleri, sakatlığın boyutu ne olursa olsun kulaktan dolma söylentilere rağbet etmeden mutlaka bu konuda yardımcı olabilecek hekimlerin görüş ve önerilerini dikkate almalarını istedi. Aygün, "Bu tür hastaların sorunlarının bir anda, bir tek tıbbi girişim ile çözülemeyebileceği sürekli doktor kontrolü, gerektikçe cerrahi operasyonlar dahil, bir çok tıbbi işlemin yapılmasının gerekeceği göz önünde bulundurulmalıdır. Her şeyden önce ailelerin sabırlı olmaları hastalarının geleceği açısından büyük önem arzetmektedir. Asla yılmadan, karamsarlığa kapılmadan her hasta için yapılabilecek bir şeyler olabileceğini unutmasınlar."diye konuştu.(CİHAN)
Yeni doğan bebeklerde işitme taramasını aksatmayın!
Pazartesi, 30.12.2013, 10:09am
Prof. Dr. MuratÜnal, ilk bir ayda yeni doğan çocukların işitme taramasının yaptırılması gerektiğini ifade ederek, "Çünkü beyin sesler konusunda 1,5-2 yaşına kadar olgunlaşıyor. Bir ses formatı gitmezse beyine, beyin buraları kapatıyor ve bundan sonraki müdahaleler olumsuz sonuç veriyor" dedi.İşitme kayıpları ve biyonik kulak ile ilgili açıklamalarda bulunan Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Kulak, Burun, Boğaz (KBB) Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Murat Ünal, yeni doğan dönemde çocukların işitmesinin ne olduğunun önemli olduğunu söyledi. Çünkü duyma kaybı ile doğan çocukların daha sonra hem toplumdan dışlandığını hem de eğitim ve sosyal ortamlardan mahrum kaldığını belirten Ünal, "Aslında bu önemli bir toplumsal sorundur. Türkiye'de de sık görülüyor. Bunun görülmesinin de sebepleri akraba evliliği, sık doğumlar, doğumların uygun ortamlarda yapılmaması, çocukların 1,5 kilonun altında doğması, erken doğumlar, yeni doğan sarılığı dediğimiz hastalığın uzun sürmesi, hamilelik esnasında annenin bazı enfeksiyonlar geçirmesi, çocuğun doğum sırasında uzun süre oksijensiz kalması, anneninçok sigara içmesi çocukta sağırlığa neden olabilir" diye konuştu. "İŞİTME TARAMASI HASTANELERDE ZORUNLU HALE GETİRİLDİ"Türkiye'de son 3-4 yıldır yürütülen bir programla artık hastanelerde yeni doğan çocukların işitme taramasının yapıldığının altını çizen Ünal, "Özellikle ilk bir ayda yeni doğan çocukların işitme taramasını yaptırın. Bu hastanelerde mecburi zaten ama evde doğan çocukların hastanelere getirilerek taramadan geçirilmesi lazım. Sadece birkaç dakika süren işlem sonucunda çocuğun işitme durumunu öğrenebiliyorsunuz. Çünkü butaramalardan çocuğun duymuyor olduğunu belirlersek hemen takibe alıyoruz. Bu sağırlıkla birlikte bazı çocuklarda başka genetik ve sendromik hastalıklar olabiliyor. Eğer zekaca uygunsa, ailenin yapısı uygunsa bu çocuklar öncelikle bir işitme rehabilitasyonu merkezi değerlendirilmesine alınıyorlar. Bu işitme rehabilitasyon değerlendirmesinde sadece çocuğun işitme kaybı değil ailenin genel durumu, sosyoekonomik durumu, çocuğun zekası, ailenin bu işe yaklaşımı çok çok önemli. Ailenin bunu sahiplenmesi, çocuğun eğitimi ile cihazın bakımıyla ilgilenebilecek kapasitede olması gerekiyor" şeklinde konuştu. "ERKEN TANI VE TEDAVİ ÇOK ÖNEMLİ"1,5-2 yaşına kadar sesler konusunda beynin olgunlaştığını vurgulayan Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü: "Beyine biz sesleri göndermemiz gerekiyor. Bir ses formatı gitmezse beyine, beyin buraları kapatıyor ve ondan sonraki yapılan bütün müdahaleler olumsuz sonuç veriyor. Ne yaparsanız yapın o noktaları açmak mümkün olmuyor. Onun için burada erken tanı ve tedavi çok önemli oluyor. Çünkü beyin gelişimi sırasında o sesleri alması gerekiyor. Cihazlar iki türlü oluyor. Eğer bu çocuk hiç duymuyorsa yani yapılan testlerde tam bir sağırlık ortaya çıkıyorsa bu çocuklara normal standart işitme cihazlarıyla sesi duyurmamız mümkün olmuyor. Bunlar da biyonik kulak dediğimiz iç kulağa yerleştirilen özel cihazlar kullanılması gerekiyor ki bunlar hem maddiolarak oldukça pahalı hem de ameliyat gerektiriyor. Birde çocuk kısmen duyuyor olabilir. Bu çocuklarda da klasik işitme cihazları deneniyor. İlk 1,5-2 yaş diyoruz ama ilk 5 yaşına kadar hiç duymayan çocuklarda bu cihazların takılması gerekiyor. Dolayısıyla biyonik kulak belli biryaşta yapılması gereken, tanısının konulması gereken ve aileyle birlikte kararının alınıp, uygulanması gereken bir işlem. Türkiye'nin yıllık biyonik kulak ihtiyacı 3 bin-5 bin arasında değişiyor. Bu cihazlarla ilgili genel olarak SGK tamamını ödüyor." "DUYMAZSANIZ KONUŞAMAZSINIZ"Her anne ve babanın mutlaka çocuklarını bu konuda hastaneye getirmesini isteyen Ünal, "Çünkü devletin bu konuda desteği var. Özellikle biyonik kulakta cihaz fiyatı ortalama 20 bin dolar civarında. Dolayısıyla oldukça pahalı bir şey. Ancak devlet bunu raporlar tamamlandıktan sonra karşılıyor. Aslında biyonik kulak takılan çocuk bizim gibi duymuyor. Takılır takılmaz işte bizim gibi duyacağı, bizim gibi konuşacağı düşünülüyor. Bir kere duymazsanız konuşamazsınız. Mutlaka konuşmanız bozulur. Onun için konuşabilmeniz için de önce duymanız gerekir. Bu yüzden çocuklar, biyonik kulak takılır takılmaz bizim gibi konuşamayacaktır. Çünkü beyine bu bütün seslerin tanıtılması gerekiyor. Bu ondan sonra yoğun bir özel eğitimle mümkün olabiliyor. Biyonik kulakta en üst seviyede konuşma ancak çok az bir çocukta sağlanabiliyor.O da bir çocuk telefonda konuşabiliyorsa yani konuştuğunu hiç görmüyor, dudak okumadan konuşabiliyorsa bu çok büyük bir başarı olarak kabul ediliyor" dedi.Ünal, biyonik kulak ameliyatının bugüne kadar Mersin'de yapılmadığını ancak 2014 yılının ilk yarısında MEÜ Tıp Fakültesi'nde ameliyatlara başlayacaklarını belirterek, "Bundan önce Mersin'deki hastalarımız Adana, Ankara ve İstanbul'da bu ameliyatları oluyorlardı. Bundan sonra Mersin'de olabilecekler. İnşallah hastalarımız dışarı gitmeyecek" ifadelerini kullandı.(İHA)
Öğrenci, derdini anlatacak rehber öğretmen bulamıyor
Cumartesi, 28.12.2013, 11:50pm
Son yıllarda medyada‘okuldaşiddet’ haberleri sıkça yer alıyor. Şiddete genellikle, bir rehber öğretmenin danışmanlığına ihtiyaç duyan öğrenciler başvuruyor. Türkiye’de ortalama bin 200 kişilik okullarda sadece bir tane rehber öğretmen bulunduğu için sorunlu öğrenciler fark edilmiyor.Türkiye’de 17 bin rehberöğretmene ihtiyaç var. Yaklaşık 17 milyonu bulan öğrenci nüfusu göz önüne alındığında, bu ihtiyaç azımsanmayacak seviyede. Bazı okullarda ise hiç rehber öğretmen bulunmuyor. Öğrenciler, rehberlik odasına gittiklerinde çoğu zaman kapıyı kilitli buluyor. Uzmanlara göre 200ila 250 öğrenciye bir rehber öğretmen düşmesi gerekiyor. Rehber öğretmen eksikliğini anlatan en çarpıcı örneklerden biri ise Zeytinburnu’nda bir ortaokulda yaşanıyor. Bin 600 mevcudu olan okulun rehber öğretmeni yok. Eş tayini ile okuldan ayrılan eski öğretmenden sonra yerine atama yapılmadı. Başka bir okuldan görevlendirme ile gelen rehber öğretmen ise iki okul arasında öğrencilere yardım etmeye çalışıyor.Rehber öğretmen eksikliği okullarda yaşanan şiddet olaylarını ve başarısızlığı artırıyor. Buna örnek geçtiğimiz aylarda yaşanan olaylar. 8 yaşındaki A.V., P.A. isimli sınıf arkadaşını kendisine yan baktığı için bıçakladı. Yine 13 yaşındaki A.Y., 14 yaşındaki okul arkadaşı M.P. ile tartışarak arkadaşını göğsünden yaraladı. Bu örneklerden hareketle uzmanlar,“Çocuklarda bir problem varsa ki, buna intiharlar da dahil, imdat diyen işaretler de mutlaka vardır. Öğretmen bu işareti görse ve dokunsa her şeyi değiştirir.” diyor. Okulda bulunan psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmenlerinin bu noktada öncelikli sorumlulukları bulunuyor. Çocuğun hem kendini hem de çevresinin onu tanımasına yardımcı olması gerektiğini ifade eden Coşkun Koleji Rehberlik ve Danışmanlık Uzmanı Ferhat Çelik,“Usta dediğin, malzemeyi tanır. Malzemeyi tanıma adına rehber hocaların çok büyük bir görevi var. Çocukların birbirinden farklı yaş özellikleri var. Bu yaşların gerektirdiklerini öncelikle rehberlik servisi bilmeli ve bu bilgiyi diğer hocalarla paylaşmalı.” diyor.Rehberöğretmene düşen öğrenci sayısının 250’yi geçmemesi gerektiğini ifade eden Çelik,“Özel okulda 250 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor. Bu bizi yine de zorluyor. Doğuda bazı bölgelerde 2 bin öğrenciye bir öğretmen düşüyor.” diye konuşuyor.Gençlerin dünyasında bir problemin diğer bir problemi ortaya çıkardığını ifade eden Çelik,“Rehberöğretmenin, problemi bulup ona müdahale etmesi lazım. Okullarda da bütün problemlere müdahale edemeyebilirsiniz ama acil durumu olanlar vardır. Onlar da zaten hareketleriyle‘ben buradayım’ diyordur. Onlara müdahale edilebilir.” ifadesini kullanıyor. İşlenen suçların çoğunun davranış bozukluğundan kaynaklandığını kaydeden rehberlik uzmanı, bu tespitin problemin çözümünde çok önemli olduğunu vurguluyor. Gözden kaçırmaların olabileceğini, bazı durumlarda çocuğun kendini çok iyi kamufle edebileceğini de dile getiren Çelik,“Çocukla özel bir ortamda yalnız başınıza konuştuğunuzda hemen her şeyi anlatıyor. Çocuğu tanımak anketlerle mümkün değil. Anket sadece bu yollardan biridir.” diyor.
Çocuk, mahremiyet eğitimi için odasında uyumalı
Cumartesi, 28.12.2013, 11:50pm
Çocuklarda sağlıklı cinsel kimlik ve mahremiyet eğitimi için çocukların anne ve babasından ayrı uyumasını öneren Pedagog Ali Çankırılı,“İki-üç yaşına kadar bebeği kendi yataklarında yatıran ebeveynler var. Cinsel sağlık ve mahremiyet eğitimi açısından anne-babalar, bebeği kesinlikle kendi yataklarına almamalı.” diyor.Çankırılı, şunları tavsiye ediyor:“Ebeveyn,çocuğun uykuya kolay geçmesi için masal okuyabilir, bir bardak ılık süt içirebilir ve‘İyi uykular, Allah rahatlık versin’ diyerek odadançıkabilir. Çocuk anne-babayı kendi başında bekletmek için‘Bir masal daha oku, biraz daha kal, su istiyorum, uykum yok, korkuyorum.’ gibi bahaneler bulabilir. Ebeveyn kararlı olmalı ve odadan ayrılmalı.” Uzman psikolojik danışman Yasemin Yalçın Aktosun, aileleri ile uyuyan çocuklara 5 aşamalı süreç öneriyor. Anne-babanın kararlı ve sabırlı davranması gerektiğinin altını çizen Aktosun,“Bütün aşamalarda çocuk uykuya daldıktan sonra aile odasına gitmeli. Çocuk gece yarısı yatağına gelse bile, aile onu tekrar kendi yatağına götürmeli. Çocuk mutlaka sabah kendi yatağında uyanmalı. Çocuğun odasında uyumak istememesi sadece alışkanlıktan kaynaklanmıyor olabilir.Bu durumda odasında uyumaya niçin direnç gösteriyor, bunu anlamalı ve psikolojik sıkıntının nedenine göre müdahale edilmeli.” ifadelerini kullanıyor.Ayrı uyuma eğitimi beş hafta sürüyorİlk hafta: Çocuğun yatağında birlikte uyuyun. Bu süreç gerekirse bir haftayı aşabilir. Unutmayın, çocuk uykuya daldıktan sonra kendi yatağınıza gitmelisiniz.İkinci hafta: Uykuya dalana kadar çocuğunuzun yatağında oturun. Elini tutarak ve saçını okşayarak onunla sohbet edin. Üçüncü hafta: Çocuğun yatağının yanında bir sandalyede oturun. Çocuk uyuyana kadar ona masal okuyun. Dördüncü hafta: Çocuk uykuya dalana kadar aynı odada gazete-kitap okumak gibi herhangi bir işle uğraşın.Beşinci hafta: Çocuğunuzayatağına kadar eşlik edip onu öptükten sonra ayrılın.
Özgüven eksikliği, kabızlığa neden oluyor
Cumartesi, 28.12.2013, 11:50pm
Birçok insanın şikâyet ettiği kabızlığın sebebi, sadece beslenme düzensizliği ya da fiziksel bir hastalık olmayabiliyor.Uzmanlar, kronikleşen ve tüm tedavi yöntemlerine rağmen geçmeyen kabızlığa, gelecek endişesi ve özgüven eksikliğinin sebeb olduğunu söylüyor. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Beslenme ve Diyet Uzmanı Arzu Gökmen,“Kişinin kendini sınırlı görmesi, işinden, parasından, eşyasından vazgeçememesi ve gelecek endişesi kabızlığa neden olabilir.” diyor. Uzmanşu tavsiyelerde bulunuyor:“Bir süre kendinizle baş başa kalın, kendinizi dinleyin. Zihninizde böyle duygu ve düşünceler var mı diye kendinizi sorgulayın. Evinizde yıllardır birikmiş ve işe yaramayan eşya varsa dağıtın veya atın.”
Öksürüğünüz hastalığınızı ele veriyor
Cumartesi, 28.12.2013, 08:25am
Öksürüğü pek önemsemesek de ciddi hastalıkların belirtisi olabilir. Kısa süreli öksürük sinüzit, farenjit ve nezle gibi nedenlerden kaynaklanırken, kronik öksürük KOAH ve akciğer kanserinin habercisi olabilir.Soğuk algınlığı ve üşütmenin en temel belirtilerindendir öksürük. Bir de sigara tiryakilerinin yakasını bırakmaz. Bu yüzden kendisine milletçe pek alışkınızdır. Çoğu zaman doktora gitme gereği bile duymayız. Öksürük deyip geçmemek gerekiyor oysa. Zira öksürük, reflüden akciğer kanserine çeşitli hastalıkların habercisi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Soysal,“Öksürük, hastalığa sebep olmaz. Tam tersi, hastalıklar öksürüğe neden olur. Öksürük, bir hastalık değil, boğaz ve solunum yollarını temizlemeye yarayan bir savunma mekanizmasıdır.” diyor.Öksürükler tipine göre kuru ve balgamlı olarak ikiye ayrılıyor. Kuru öksürükler; nezle ve grip, farenjit, astım, geniz akıntısı, reflü, kalp yetmezliği, tüberküloz ve akciğerde sıvı toplanması gibi hastalıklara işaret ediyor olabilir. Sigara kullanımı, sinüzit, bronşit veKOAH gibi hastalıklar ise balgamlı öksürüğe neden olur. Ayrıca kronik kulak problemleri, uzun süre kullanılan tansiyon ilaçları da öksürük nedenleri arasında. Bunların dışında psikolojik kökenli öksürükler de olabilir, Soysal’a göre.Süresine göre öksürük akut ve kronik olarak ayrılıyor. Akut öksürük; sinüzit, farenjit, nezle, akciğerlere yabancı cisim kaçması gibi nedenlerle oluşabiliyor. Kronik öksürükler bazen seneler sürebiliyor. Klasik olarak, öksürüğün 3 haftadan uzun sürmesi durumunda kroniköksürükten söz edilebilir. Bunun en önemli nedenleriyse astım, KOAH, reflü, kronik sinüzit, sigara kullanımı, bazı tansiyon ilaçları ve psikolojik bozukluklar. Soysal“İyi tedavi edilmeyen bronşit ve sinüzit gibi enfeksiyon hastalıklarında öksürük akut olarak başlar, ancak kronikleşerek uzun sürebilir.” diyor.Sigara içenler önemsemiyor ama…Öksürük, her durumda dikkate alınması gereken bir sinyal. Ancak bazı durumlarda zaman kaybetmeden doktora başvurulması gerekir. 3 haftadan uzun süren ve yapılan tedavilere cevap vermeyen, yüksek ateş ve nefes darlığı eşliğinde gelişen öksürükler ile balgamda kan görülen öksürükler bu grupta yer alıyor. Bu vakaların özellikle bir göğüs hastalıkları uzmanı tarafından araştırılması şart. Sigara içen kişiler alışkın olduklarından öksürüğü pek dikkate almayabiliyor. Ancak bu öksürükler, KOAH ve akciğer kanseri gibi hastalıkların habercisi deolabilir.Korunmak için…*Özellikle kış aylarında portakal, mandalina gibi meyveleri bolca tüketerek yeterli C vitamini almaya özen gösterin.*Mümkün olduğunca tozlu ve kirli ortamdan uzak durun.*Vücut direncini korumak için düzenli spor veya yürüyüşü ihmal etmeyin.*Halsiz veya yorgun düşmemek için uyku sürenize dikkat edin.*Bol sıvı alın ve düzenli beslenin.
Okul kavgalarına karışan aileler, tartışmayı büyütüyor
Cumartesi, 28.12.2013, 12:45am
Dünyada hızla artan okulda şiddet olayları, Türkiye’de de gençleri tehdit ediyor. Gençlerin kendi aralarında ya da öğretmen ve yöneticilerine karşı gösterdiği şiddete aileler de bilinçsizce karışınca, durum daha da kötüye gidiyor. Uzmanlar, ailelere soğukkanlı davranmayı ve okul idaresi ile birlikte çözüm aramayı öneriyor.Okullarda yaşanan şiddet sadece öğrenciler arasında sınırlı kalmıyor, okul müdürleri ve öğretmenlere kadar uzanıyor. Öğrencilerin, bir dönem sorun yaşadıkları öğretmene arabasını çizerek verdikleri zarar artık canlarına kastetmeye kadar varıyor. Ayrıca bu şiddet olaylarına ailelerde karışarak sorun daha da büyük boyutlara ulaşıyor. Buna benzer bir olay geçtiğimiz hafta İstanbul Sultangazi’deki bir ortaokulda yaşandı. İki kız öğrenci arasındaki kavga, ailelere yansıyınca tartışma büyüdü. Öğrencilerden birinin abisinin bıçaklanması ile alevlenen kavganın sonrasında bıçaklanan şahsın yakınları ellerinde sopa ve bıçaklarla okulu bastı. Okul müdürünün darp edildiği olay, bütün okulu huzursuz etti. Okul müdürü bir haftalık rapor alırken, hem öğrenciler hem de öğretmenler olayın şokunu atlatamıyor.Türkiye’de yaklaşık 17 milyon öğrenci bulunuyor. Bu kadar öğrencinin eğitim gördüğü okulların güvenliğini sağlamak da her geçen gün zorlaşıyor. Fatih Koleji Psikolojik Danışmanı Hakan Metan, ailelerin dışarıdan çocuğa yapılan müdahaleyi çoğunlukla kendilerine yapılmış kabul edip, ona göre tavır aldıklarına dikkat çekiyor. Metan, bu durumun da okullardaki şiddetin boyutunu değiştirdiğini kaydediyor.City Security Group Yönetim Kurulu Başkanı ve emekli Emniyet Müdürü Osman Öztürk de,“Güvenli Okul” kitabında okul güvenliğini etkileyen faktörleri şiddet, zorbalık, hırsızlık, vandalizm, madde bağımlılığı, okul çeteleri ve terör olarak sınıflandırıyor. Öztürk, öğrencilerin okula aidiyetleri ile okulda şiddete başvurmaları arasında ciddi bir bağ olduğuna vurgu yapıyor. Okulu benimsediği ölçüde öğrencinin başarılı olacağını ve şiddete meyletmeyeceğini söyleyen Öztürk,“Türkiye’de yapılan araştırmalarda öğrencileri okuldaki yetişkinlerle ve sınıf arkadaşlarıyla kurdukları ilişkilerin ve okulun yapısal özelliklerinin öğrencilerin akademik başarılarının yanında sosyal gelişimlerini de etkilediğini gösteriyor.” diyor. Okullardaşiddetin önlenmesi ile ilgili yurtdışından da örnekler veren Öztürk, İngiltere’de bununözel dersler şeklinde yürütüldüğünü belirtiyor. İngiltere’de okullardaöğrenci şikayet hatları oluşturarak sıkıntılı öğrencilerin problemlerinin paylaşıldığı bir sistemden söz eden Öztürk, sınıf çalışmalarına ailelerin de aktif olarak katıldığını ekliyor. Ayrıca ABD’de yapılan araştırmalar sonucunda katı kuralların ve okuldan atma cezalarının işlenen suçları azaltmadığı görülüyor.Dünya genelinde, 1960 yılından bu yana şehir okullarında meydana gelen ve saldırganlık içeren suçlar yüzde 100, öğretmenlere yönelik saldırılar yüzde 7100, narkotik içerikli suçlar yüzde 1000, hırsızlık gibi suçlar ise yüzde 306 oranında artış gösteriyor.Şiddetin büyümemesi için bunlara dikkat!Okulda öğrenciler kurallara uymadığında, idare ve öğretmenler okul içi disiplin yönetmeliğine uygun hareket etmeli.Öğrenciye hakaret etmemeli ve kendi yöntemleriyle çözme yoluna gitmemeli.Aileler, çocukların sözlerine göre hemen heyecana kapılıp okula baskına gitmemeli.Okula gidip idareden durumu öğrenmeli ve soruna birlikte çözüm aramalı.
Uçağa binmek istemiyorum, ya uçağımız düşerse!
Carsamba, 08.06.2011, 09:00pm
Okulların kapanmasına günler kaldı. Evlerde tatil planları yapılıyor. Bazı evlerde biletler alındı bile. Uçakla seyahat etmek isteyen ebeveynler, bazen çocukların tepkileri ile karşılaşıyor. Uçağa binmek istemeyen çocukların uçuş fobisine dönüşen ağlamalarına, sızlanmalarına karşı anne-babalar nasıl bir tavır sergilemeli?
Yüzünüzdeki kızarıklığın sebebi mideniz olabilir
Carsamba, 08.06.2011, 09:00pm
Stres, menopoz, güneş gibi sebeplere bağlı oluşan 'gülleme', mide rahatsızlıklarıyla da paralellik gösteren bir cilt hastalığı.
'Daralıyorum, içim sıkılıyor' diyenler ne yapmalı?
Sali, 07.06.2011, 09:00pm
İnsan zaman zaman sebepsiz iç sıkıntılar yaşar. Yaşanılan eğer bir psikolojik rahatsızlık değilse bu durum kabz halini bize hatırlatır. Doç. Dr. Necdet Tosun, kabz halindeki kişinin tutuk, durgun ve sıkıntılı olacağını söylüyor. Bu hali yaşayanlar tefekküre, ibadete, tevbe-i istiğfara, Allah'ın kullarıyla ilgili sevgi ve merhametini anlatan ayetleri okumaya yönelmeli.
Görme engelli Türkçe öğretmeninin başarısı
Sali, 07.06.2011, 09:00pm
Manisa'nın Sarıgöl ilçesi Dindarlı Köyü Ahmet Yoldaş İlköğretim Okulu'nun görme engelli Türkçe öğretmeni Hasibe Gezgin Boztepe, çalışmaları ve azmiyle çevresindekilere örnek oluyor.
Dostların samimi duası hastaya şifa oluyor
Pazartesi, 06.06.2011, 09:00pm
Duanın insan psikolojisi ve fizyolojisinde pozitif değişiklikler yaptığı biliniyor. Ama bir başkasının duası ne kadar etkili? Prof. Dr. Yavuz Şahin, Sızıntı dergisinin son sayısında başka birisinin hasta insanlara yaptıkları duaların etkilerine ve yapılan araştırmalara yer veriyor. Gıyabi yapılan duaların olumlu sonuçlarına dikkat çekiyor.
EHEC, bağırsak enfeksiyonu şeklinde başlıyor
Pazartesi, 06.06.2011, 09:00pm
Almanya'daölümlere yol açan ve kaynağı henüz net olarak saptanamayan bakteri EHEC, su ve gıdalarla bulaşıyor.
Uzun konuşmalarda kulaklık kullanın
Pazartesi, 06.06.2011, 09:00pm
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tunaya Kalkan, cep telefonları kanser ilişkisine yönelik iddiaların toplumda paranoyaya dönüşmemesi gerektiğini belirtti.
Aile-Sağlık kitaplığı
Pazartesi, 06.06.2011, 09:00pm
101 atasözü 101 öykü Kitapta, atasözlerinin nereden ve hangi olaydan kaynaklandığını, nasıl ortaya çıktığını ve ne anlama geldiğini anlatan eğlenceli ve ilginç öyküler yer alıyor. Süleyman Bulut Tudemwww.tudem.com
Hira dergisi, Türkiye'den Arap ülkelerine açılan önemli bir kapı oldu
Pazar, 05.06.2011, 09:00pm
Hira dergisi Arap dünyasıyla Türkiye arasında ciddi köprüler kuran bir platform.Türkiye'de Arapça yayımlanan, tirajı 40 bini aşan, Arap dünyasının önemli entelektüellerine, akademi camialarına hitap eden derginin Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Savaş, son dört yılda Arap ülkelerinde 25 sempozyum düzenlediklerini, 2.500 önemli ismi Türkiye'ye getirdiklerini söylüyor.
Depresyon geçiren annenin çocuğu da olumsuz etkileniyor
Cumartesi, 04.06.2011, 09:00pm
Annenin bebeğini emzirmesi, ona sıcak bir şekilde sarılması, konuşması, sevgi ve şefkat göstermesi çocuğun gelişiminde önemli yer tutar. Anne, çocuğunun kritik yaşlarında depresyon geçiriyorsa bu durum evladıyla ilişkisine olumsuz yansır. Bu nedenle tedavi ihmal edilmemelidir.
  » Sosyal ortamlar, alkol bağımlılığına itmemeli
  » Topuk dikeniniönlemek için ayakkabı seçimine dikkat edin
  » Kitap okumak ve spor alzheimer riskini azaltıyor
  » Aile Sağlık Kitaply?y
  » Tartışmalardan uzak kalın süreci verimli kullanın
  » Çocuklar arasında kaç yaş fark olmalı?
  » Okullarda markalar konuşuyor
  » Korkarak uyanançocuğa nasıl davranmalı?
  » Bakanlıktan altın çilek reklamlarına suç duyurusu
  » Geçmişi net hatırlamak sizi yanıltmasın!


 
  ::| Kongre Takvimi
December 2017  
Pz Pt Sa Ca Pe Cu Ct
          1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30
31            
 
  manset haberler




Hekim Haber .com 2007
[UST]