ULUSAL HEKİM BİRLİĞİNDEN HEKİM KAMUOYUNA,
> Türk Tabipleri Birliği Genel Kurulu, sağlık sektörü ve hizmetlerinde onarılamaz yıkımların yaşandığı bir süreçte toplanıyor. Sağlığı metalaştıran, bir temel hak ve kamu görevi olmaktan çıkaran, yalnızca bedelini ödeyebilenlerin yararlanabildiği bir ayrıcalığa dönüştüren bu süreç, sağlık hizmetlerini bir talan ve vurgun alanına dönüştürmektedir.
>
> Özelde hekim genelde ise tüm sağlık çalışanlarının maddi ve manevi durumu her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Bir yandan ulusal gelirden sağlığa ayrılan pay ve bunun içindeki ilacın ve teknolojinin payı katlanarak artarken, öte yandan hekim emeğinin payı azalmaktadır.
Sermayeye tümüyle bağımlı hale gelen hekimler, yalnızca mesleki özerkliklerini değil, aynı zamanda pazarlık güçlerini de yitiriyorlar. Pek çok hekim geçiş döneminin getirdiği, geçici ücret iyileşmeleri nedeniyle, kölelikle sonlanacak bu sürece seyirci kalıyor. Başka bir söylemle, "Sağlıkta Dönüşüm" projesini, bazı bölümlerini destekleyip bazı bölümlerine karşı çıkarak durdurmak veya yavaşlatmak olanaklı değildir. Tek çözüm projeye karşı ciddi ve kuvvetli bir direnişte yatmaktadır.
> "Sağlıkta Dönüşüm" yalnızca sağlık sektörünü ve hekimleri ilgilendirmediği gibi, ulusal bir proje de değildir. Küreselleşme diye adlandırılan ve ülkedeki her türlü üretim, hizmet, mal ve ticaretin kamunun ve ulusal güçlerin elinden alınarak uluslar arası kartel ve şirketlere devredilmesini hedefleyen sömürgeleştirme sürecinin bir parçasıdır.
> Siyasal partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, derneklerin kısaca demokrasinin yok sayıldığı, kişisel ve grupsal çıkarların sermayenin çıkarlarına heba edildiği, kavram karmaşasının belirleyici olduğu bu süreçte, etkisiz tepkiler göz ardı edilirse, ne TTB ne de diğer meslek örgütleri -sendikalar ciddi bir direniş sergileyebilmektedir.
> Ciddi bir direniş sergilemeleri bir yana, bu süreci tanımlamakta, halkı ve üyelerini uyarmakta yetersiz kalmaktalar. Hatta kimi zaman sürecin tarafı oldukları bile gözlenmektedir.
> Günümüzde, yeni liberal politikalara uygun olarak, Cumhuriyet Devrimi ve ulusal değerlerimize saldırılar karşısında suskun kalan, hatta kimi zaman taraf olan iki ana eğilim öne çıkıyor ve kurumsallaşıyor.
Siyasal yelpazenin sağ ve sol saflarını temsil eden, iç bütünlükten ve tutarlılıktan yoksun olan bu gruplar, saldırının güçlendiği, soygun ve talanın arttığı, yani etkin bir meslek örgütüne gereksinimin en çok olduğu koşullarda örgütü daha da etkisizleştirip, edilgenleştiriyor.
> Bu koşullarda meslek örgütü toplumun ve farklı hekim gruplarının derinleşen sorunlarının sorgulandığı, bu sorunlara çözüm getirecek farklı seçeneklerin üretildiği ve uygulanmaya çalışıldığı ortamlar olmaktan uzaklaşıyor.
> Bu koşullar hekim çoğunluğunun meslek örgütünden daha da uzaklaşmasına neden olurken, ortak çıkarlar temelinde ortak mücadelenin sorunların çözümü için yaşamsal önem taşıdığı bir dönemde, hekimler arasındaki ayrışmanın yeni liberal saldırının gereksinimlerine uygun sanal ve yapay bir karşıtlığa dönüşmesine yol açıyor.
> Hekimlerden bağımsız olarak yaşanan sorunlar nedeniyle yaygınlaşmaya başlayan hekim hasta arasındaki gerginlik, hekimlerle toplum arasında oluşturulan yapay karşıtlıklar hekimlerle hastaları karşı karşıya getirirken, hekimleri yalnızlaştırıyor, hekim hareketini güçsüzleştirirken, yeni liberal saldırının önünü açıyor.
>
Türk Tabipleri Birliği:
Sağlık alanında bütünsel ve tutarlı bir politika ve strateji belirlemekten, somut hedef göstermekten, uygulanabilir öneri getirmekten yoksun, basmakalıp basın açıklamalarıyla sınırlı kalan etkinlikleri nedeniyle öncü olma niteliğinden uzaklaşıyor. Görev ve sorumluluk alanını ilgilendirmeyen, sıklıkla cumhuriyetin temel değerleriyle ve ulusal çıkarlarımızla çatışan, sağlık alanındaki yıkımın yanı sıra vurgun ve talanı da görmezden gelen, halkın derinleşen sağlık sorunlarına ve hekimlerin hak kayıplarına çözüm önermeyen yeni liberal çıkışlarla da, güvenilirliğini yitirmeyi sürdürüyor.
Asıl görevi halkın sağlığı ile hekimlerin mesleki ve demokratik haklarını koruyup geliştirmek olan Türk Tabipleri Birliği bu süreci yönetmekte yetersiz ve çaresiz kalmıştır.
-Türk Tabipleri Birliği aslına dönmeli, amaca uygun siyasi, stratejik, yönetsel, örgütsel yeniden yapılanmasını gerçekleştirmelidir.
-Ulusal sağlık ve sosyal güvenlik politikasının ve stratejisinin tarafı ve bileşeni olmalıdır
-Bu politika ve strateji önlemeyi ve korumayı toplumun ve hekimlerin hak ve çıkarlarının savunulmasında tartışılmaz temel bileşen olarak gördüğünü her fırsatta vurgulamalıdır.
> -Sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında temel hizmetlerin devletin temel ve tartışılmaz görevi olduğunu savunmalıdır.
-Bu amaçla oluşturulmuş kurumsal altyapının, başta sağlık ocakları olmak üzere, yeni gereksinimlere uygun olarak yeniden örgütlenmesini savunmalıdır.
-Sağlık harcamalarında önceliğin önleme ve korumaya verilmesi, başta ilaç ve teknoloji harcamaları olmak üzere gereksiz harcamaların önlenmesi için ciddi mücadele yürütmelidir.
-Sağlık alanındaki soygun ve talana katılan uluslar arası ilaç tekeleri, teknoloji şirketleri ve sağlık kuruluşlarının ve bu talana aracılık yapan kamu kuruluşlarının saptanması ve sistem dışına atılması için etkin mücadele yürütmelidir.
-Sağlık hizmeti üretiminde hekimlerine önerilen ama hizmetin doğasıyla çatışan bütün çalışma biçimleri ve ücretlendirme türlerine karşı mücadele yürütmeli, toplumu ve hekimleri bu biçim ve türlerinin yıkıcı sonuçları hakkında aydınlatmalıdır.
-Hekimlerin çalışma biçimlerinin çalışma amacına, yerine, hedeflerine uygun olarak standardize edilmesini savunmalı, oluşturulan standartlara uygunluğun sağlanmasında taraf olmalıdır.
-Sağlığın metalaştıran, hekimleri de metalaştırma sürecinde sağlanan kardan pay kapmak için birbirleriyle yarışan kişilere dönüştüren bütün ücretlendirme türleri reddedilmelidir. Bu amaçla ilk adım olarak hasta ile hekim arasındaki para alışverişi önlenmeli, insan onuruna, hekimlik mesleğine ve işin niteliğine uygun kademeli bir asgari ücret uygulaması bu ücretin artırılması için çaba göstermelidir.
-Hekim emeğinin niteliğinin geliştirilmesi için sürekli eğitimin örgütlenmesinde ve yürütülmesinde taraf olmalıdır.
Bugün, hükümetlerden ve siyasi partilerden bağımsız, küreselleşme karşıtı, Cumhuriyetçi, milli bağımsızlık çizgisinde, ulusun ve ülkenin bütünlüğünü savunan bir TTB yönetimine olan gereksinim her zamankinden çok daha fazladır.