Sağlıkta Kaynakların Akılcı Kullanılmaması
Cumartesi, 01.12.2007, 03:41pm (GMT)
Özellikle sağlık hizmetlerinin özelleşmesi sürecinde, kaynakların kâr amacıyla kullanıldığı ve kişinin ve toplumun sağlık düzeyini yükseltmek amacından uzaklaştığı görülmektedir. Mevcut kaynaklar, kolay kâr getiren ve daha az risk taşıyan hizmetlere yönlendirilmektedir. Örneğin, bazı şehirlerimizde, radyolojik görüntüleme cihazları ihtiyacın çok üzerindedir ve bu alandaki yatırımlar devam etmektedir. Halbuki aynı şehirde çok büyük bir yoğun bakım ünitesi veya solunum cihazı açığı olabilir. Özel kurumlar resmi ve özel güvence kurumları ile anlaşarak, yaptıkları tetkiklerin bedelini almaktadır. İşte bu nedenle, devletin kaynakları israf edilebilmektedir. Özel sektörün doğası gereği yapılan yatırımın bedeli geri alınmalıdır. Serbest piyasa ekonomisi, malın tüketici tarafından talep edilmesini teşvik eder. Bu, “arzın yarattığı talep” olarak tanımlanabilir.
Maalesef, yukarıdaki dengesizlik, sadece özel sektör nedeniyle değil, devlet aracılığıyla da oluşabilmektedir. İhtiyaca yönelik planlama yerine, politik kaygılarla yanlış kararlar verilebilmektedir. Örneğin prematüre doğan bir bebeğin yoğun bakım ihtiyacının karşılanması politik getirisi yüksek bir yatırım olarak görülmeyebilir. Buna karşın, taş kırma makinası ile böbrek taşlarının tedavi edilmesi erişkin toplumu çok daha fazla memnun edeceği için daha popülerdir. Aslında, böbrek taşı başka yöntemlerle de tedavi edilebilirken, prematür bebeğin tek yaşama şansı bir solunum cihazına ulaşabilmesidir.
Sağlık Bakanlığında politik tercihlerden arınmış, uzmanlardan oluşan, her yerleşim biriminin sağlık ihtiyaçlarını belirleyen bir birim oluşturulmalıdır. Böylece, o birimdeki doğum oranından sık görülen hastalıklara kadar veriler elde edilerek ihtiyaçlar saptanmalıdır. Personel dağılımı ve yatırımlar buna göre planlanmalıdır. Bu yerleşim biriminde yatırım yapmak isteyen özel sektörden de aynı plana uyması istenmelidir. Örneğin bir MR cihazına daha ihtiyaç yoksa, bir MR merkezi açılması onaylanmamalıdır. Böyle bir sınırlama yapılmadığı sürece “arzın yarattığı talep” sorunu sürekli olarak maliyeti artıracak, maliyet azaltılmaya çalışılırken daha hayati konularda sınırlamaya gidilecektir.
Yanlış tercihlerin devlet eliyle de yapılmasını önlemek için sağlık, politikadan arındırılmalıdır. Demokratik sistem içinde Sağlık Bakanlığı hükümetin bir organıdır. Ancak bilimsel bir konu, her iktidar döneminde değişime uğratılmamalıdır. Savunma Bakanlığı da hükümetin bir organıdır; ama savunma ihtiyaçları hükümetlerle sık sık değiştirilmez ve ihtiyaçlar konunun uzmanları tarafından belirlenir. Sağlıktaki ihtiyaçlar, personel dağılımı ve donanım öncelikleri bilimsel yöntemlerle çalışan teknokratlar tarafından sağlanmalıdır. Örneğin, özellikli bir ameliyatın çok sınırlı yapılabildiği ve bu alanda uzun bekleme sıraları oluşmuş bir yerleşim biriminde faaliyete geçmek isteyen özel sektörden, bu konuda çalışması öncelikle istenebilmelidir. Kurumlar mali yönetimlerinde özerkleştirilmeli ve kendi kazançları ile kendilerini geliştirmelerine izin verilmelidir. Ancak sağlık kurumlarının gelişme alanı Bakanlık ve üniversitelerden oluşan bir konsey tarafından denetlenmelidir. Örneğin, daha fazla kâr getirdiği için her hastanenin tüp bebek merkezi oluşturmasındansa, kaynaklar bölgede eksikliği duyulan başka bir yatırıma yönlendirilmelidir.
Merkezi bilimsel otorite, karaciğer transplantasyon merkezlerinin geliştirilmesi yanında kronik karaciğer hastalığını azaltmaya yönelik yaygın aşılama programı, kan bankalarının daha etkin ve güvenli çalışması gibi koruyucu önlemleri de desteklemelidir. Sadece tedavi edici yöntemlere ağırlık verilirse ve bu alan da özel sektöre bırakılırsa, kaynaklar akılcı kullanılmamış olur. Kaynaklarımızın akılcı kullanıldığı bir çalışma ortamı diliyorum.
Medimagazin Köşe Yazarı
|