İlaç Yazmadan Tedavi Edin!
Persembe, 07.02.2008, 10:31am (GMT)
Son zamanlarda verdiği kararlar ile dikkat çeken Anayasa Mahkemesi’nin hekimler ile ilgili verdiği “İlacın yan etkisinden doktor sorumludur.” hükmü, tüm branş doktorlarını etkilemektedir. Şüphesiz bu karar ile doktorların reçete yazma, dolaylı olarak da tedavi etme başarıları düşecektir.
Olayı özetlersek, “Hastamız” bir Ürolog tarafından muayene edilmiş. Tahlil ve film sonuçlarına göre, doktor nonsteroid anti-inflamatuvar ilaç yazmış ve hastanın, 10 gün sonra yeniden kontrole gelmesini istemiş. Ancak, dokuzuncu günde “Hastamız” mide kanaması geçirmiş. Hasta da bunun üzerine mahkemeye maddi ve manevi tazminat istemiyle başvurmuş ve dava açmış, ancak yerel mahkeme “rahatsızlığın ilacın yan etkisinden kaynaklandığı, doktor kusurunun bulunmadığı” gerekçesiyle davayı reddetmiş. Hastanın avukatı Yargıtay’a başvurmuş ve Yargıtay’ın kararı: “İlacın hastanın mide kanamasına yol açmasından doktor sorumludur.” Bir ilaç, ortalama on yıl ve milyon dolarlar harcanması sonucunda geliştirilir. Hayvan çalışmalarından başarıyla geçen bir ilaç, insanlar üzerinde faz I, II ve III deneme çalışmalarından sonra pazarlanır. Üstelik, ilaç piyasaya çıktıktan sonra da (faz IV) halen gözaltındadır. Bu klinik çalışmalar yeni ilaç ya da tedavilerin güvenilir ve etkin olup olmadıklarını belirlemek için kullanılır. Daha önceden bildirilmemiş yan etkileri, rutin kullanımı sırasında da tespit edilebilir ve yıllar sonra bile piyasadan çekilmesine neden olabilir.
İlaçlar, Amerika Birleşik Devletleri’nde FDA (Food and Drug Administration), Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandıktan sonra ruhsat almaktadır. Onay için büyük kitleli çalışmalar gerekmektedir. Bu çalışmalarda ilaçların etkinliği ve yan etkisi belirlendikten sonra klinik kullanıma girmektedir. Sonuçta, Yargıtay kararı aslında Sağlık Bakanlığı’na yöneliktir. Üstelik ilaç olarak ruhsat almış ve herhangi bir yan etkisi olmayan madde de yoktur.
Tartışılması gereken diğer bir konu ise, Yargıtay’ın bu kararı verirken, tıp veya farmakoloji alanında yeterli birikime sahip kişi veya kişilere danışılıp danışılmadığıdır. Sonuçta, alınan karar bir kişiyi değil, tüm hekimleri etkilemektedir. Dolayısıyla bilirkişiye danışılmalı ve bu kararda belirtilmelidir.
Bu karar emsal teşkil edecektir. Kalp kapak hastalığı nedeni ile warfarin tedavisi alan ve INR takibi için kontrole çağırmamıza rağmen hastaneye gelmeyen hasta, burun kanaması nedeniyle bakılan INR değeri 9 bulununca, ya sizi dava edecektir ya da bu hakkından dolayı maddi kazanç sağlamak için sizi tehdit edecektir. Doğal olarak bu karar, doktorların kendini korumak amacıyla, “tedavisi gerekli” birçok hastanın warfarin, teofilin, dijital gibi sürekli takibi gereken ve yan etkileri ciddi olabilen ilaçlardan mahrum kalmasını sağlayacaktır. Yargıtay’ın bu kararı ile, akupuntur ve yoga gibi tamamlayıcı tıp yöntemlerine daha fazla önem vermemiz gerektiğini, böylece Modern tıbbın “doğuya (!!)” doğru kaydığını söyleyebiliriz
Sonuç: “Tüm maddeler zehirdir. İlacı zehirden ayıran dozudur.” Paracelcus.
Dr. Gönenç Kocabay Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği İstanbul
|