Hekim Haber.com

Geç Kalınmış Bir Karar...
Cuma, 21.12.2007, 11:30am (GMT)

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yeni kurduğu 60. hükümetin sağlık alanında yapmayı planlandığı ilk icraatlardan biri tam gün çalışma zorunluluğudur. Yasa tasarısının hazırlanma süresinin uzaması, Bakanlığın, bu konuda fazla ısrarlı olmaması gibi yorumlansa da, Bakanlık bu konuda kararlı olduğunu ve tasarıyı 2008 yılının ilk aylarında meclise getirmeyi ve yasalaştıktan sonra da hekimlere muayenelerini kapatmaları için altı ay süre vereceğini açıkladı.

Arşiv taraması yapıldığında hekimlerin bu kanuna yabancı olmadığı görülmekte. Tam 29 yıl önce, Merhum Bülent Ecevit'in kurduğu 42. Hükümet döneminde, Sağlık Bakanı Dr. Mete Tan’ın hazırladığı 29.06.1978 günlü ve 2162 sayılı "Sağlık Personelinin Tam Süre Çalışma Esaslarına Dair Kanun" yürürlüğe konmuş. Bu kanunda 1. Madde’de kanunun uygulanacağı personel tanımlanırken (…kamu iktisadi teşekkülleri ve teşebbüslerinde, Emekli Sandığında, Sosyal Sigortalar Kurumunda çalışan ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 36 ncı maddesindeki sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri...), 7. madde’de serbest olarak sanat ve mesleklerini yapamayacaklarını bildirilmiş. Bunun üzerine Ankara ve İstanbul Üniversitelerinin başvurularını inceleyen Anayasa Mahkemesi, kanunu Anayasaya aykırı bulmamış. Daha sonra kanun Bülent Ulusu Hükümeti’nin yaptığı 31 Aralık 1980 tarih 17207 sayılı “Sağlık Personelinin Çalışma Esaslarına Dair Kanun” ile yürürlülükten kaldırılmış.

Yasadan en fazla etkilenecek hekim grubu hiç kuşkusuz Üniversite ve Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde çalışan yarı zamanlı hekimlerdir. Bu hastanelerde çalışan hekimlerin, hasta bakımından daha çok eğitim ve öğretim görevleri olduğu düşünülünce tam zamanlı çalışmalarının daha doğru olacağı aşikardır. Eğitim hastanelerinde tam gün çalışma sisteminin Türk Tabipleri Birliği’de desteklemektedir. Türk Tabipleri Birliği Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitimi Raporu incelendiğinde yarı zamanlı çalışmanın gittikçe arttığı görülmektedir. Genel olarak bakıldığında 1997 yılında tam zamanlı öğretim üyesi oranı %81 iken, 2006 yılında %74.2’e gerilemiştir. İstanbul’da yer alan üniversitelerde bu oran %50 civarındadır. Bu oranlar içinde temel tıp bilimlerinde çalışan hekim ve hekim olmayan kişilerin olduğu da düşünülürse, oran daha da düşmektedir. Bu şartlar altında yarı zamanlı öğretim üyesinden –gerek asistan gerekse de tıp ve tıp dışı fakültelerinin öğrencileri- yeterli şekilde yararlanamamaktadır. Aynı şekilde Ulusal ve Uluslararası yayın sayısında, araştırmalar da azalma olması kaçınılmazdır.

Kanunun çıkmasından sonra, öğretim üyelerinin daha çok özel hastanelere gideceği konusunda “gereksiz” bir korku oluştu. Ayrılmayı düşünen öğretim üyesinin zaten, eğitim açısından hastanede kalmasının yararlı olmayacağını, gereksiz bir kadro dolgunluğuna yol açacağını düşünmekteyim.

Ancak hekimlerin tam gün çalışması da özendirilmelidir. Hekimlerin sosyal ve ekonomik haklarının karşılanması, çalışma zamanların düzenlenmesi ve nöbet veya ek çalışma halinde ek ödeme yapılması gerekmektedir.

Bu kanun gündeme geldiğinde, aklıma hocamın sözü geldi. “Pazar günü öğleden sonra her ne işin varsa, bırakıp, ertesi günün dersini hazırlamalısın”.

Ne de olsa, Akademisyenlik, gönül işidir. .

Sonuç: "Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur." Cicero


Dr. Gönenç Kocabay
Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyoloji AbD